DOLAR 32,2053 % -0.22
EURO 35,1156 % -0.22
STERLIN 41,0337 % -0.05
FRANG 35,4067 % -0.62
ALTIN 2.500,70 % 1,40
BITCOIN 66.747,13 -0.11

DEM Parti Seyhan’da iddialı: “Kazanacağımıza inanıyoruz”

Yayınlanma Tarihi : Google News
DEM Parti Seyhan’da iddialı: “Kazanacağımıza inanıyoruz”

Adana’daki seçim atmosferini ve partilerinin son durumunu Çukurova Bülten’den Olcay Aytürk ile paylaşan Adana Seyhan Belediyesi DEM Parti Eşbaşkan adayları Sever Uzun ve Mehmet Karakış“ Yerel demokraside kadınların söz sahibi olduğu bir anlayışımız var” ifadelerini kullandı.

✍ Söyleşi: Olcay Aytürk (Çukurova Bülten – Adana)

Seçime artık çok az bir zaman dilimi kaldı. Çukurova’nın tamamında hareketli bir seçim dönemi yaşanıyor. Birçok parti seçimlere iddialı bir şekilde hazırlanırken, bu partilerden birisi de DEM Parti…

Adana’nın en kritik ve sonucu merakla beklenen ilçelerinin başında gelen Seyhan’ın durumunu ve partinin seçim çalışmalarını Adana Dem Parti Seyhan Belediye Eşbaşkan Adayları Sever Uzun ve Mehmet Karakış ile konuştuk.

Olcay Aytürk: Sizleri tanıyabilir miyiz, kendinizden bahseder misiniz?

Sever Uzun:  Sever Uzun, Adıyaman doğumluyum. Yaklaşık 30 yıldır evliyim. Adana’da yaşıyorum. İki çocuğum var. Bildiğiniz gibi uzun yıllardır HDP yönetimlerinde yer aldım. Kadın savunucusuyum aynı zamanda. Kadın mücadelesi yürütüyorum. Aktif siyasette çalışmalardayız.

Mehmet Karakış: Merhabalar, emeğinize sağlık. Ben Mehmet Karakış. Adana doğumluyum. Mardin nüfusunda kayıtlıyım. Uzun yıllar parti çalışmalarında yer alan biriyim. Kültür-sanat emekçisiyim. Tiyatro ile uğramışlığım olmuştur. Oyun yazarlığı, radyo programcılığı vs. Üniversite mezunuyum. Sosyoloji ve medya iletişim mezunuyum. İki dönem İl Başkanlığı yaptım. Son milletvekili seçimlerinde Yeşil Sol Parti milletvekili adayıydım. Şimdi de DEM Parti’den Seyhan Belediye eş başkanlığı adayıyım.

O.A: Öncelikle şunu sormak isterim. Adana’dan aday olma gerekçeniz nedir?

M.K.: Biz bir siyasi partiyiz. Çok güçlü bir kitle tabanı olan bir partiyiz. Dönem dönem bazı partilerle ortaklaşmamız olmuştur. Bu dönemde kent uzlaşısı ekseninde bir takım çalışmalarımız oldu. Kent uzlaşısında istediğimiz verim ortaya çıkamadığından kaynaklı DEM Parti olarak kendi adaylarımızla girmeye karar verdik. Biz parti olarak şuna her zaman açığız.

Biz müzakere partiyiz, ittifak partiyiz, güç birliği oluşturmaya açık bir partiyiz. Bu herhangi bir siyasi parti değil, dernek, örgüt, sendika olabilir, fark etmiyor. Fikriyatımıza uygun, kentin bir bütününü düşünen, kapsayıcı politika güden kim varsa bunlarla ortaklaşıp bir seçim propagandası yapmaya dönük eğilme sahibiz. Ancak vardığımız son nokta sadece DEM Parti üzerinden girmemiz gerektiğine dönüktür.

“KLASİK BİR PARTİ DEĞİLİZ”

O.A. : İlk soruyla bağlantılı olacak şekilde sormak isterim. Kendinizi halka nasıl anlatıyorsunuz? Sizi diğer adaylardan farklı kılacak olan özellikler nelerdir?

M.K.: Her şeyden önce biz klasik bir parti değiliz. Gerçekten bütüncül düşünen, Türkiye’nin, yerelin bütün sorunlarını bir bütün olarak ele alan bir partiyiz. Altyapı sorunlarının çözülebilmesi için üst yapıdaki çürümüşlüğün giderilmiş olması gerekiyor. Yani hukuktan, ahlaka, felsefeye, düşünce yapısına, topluma bakış açısına, insanlara bakış açısına kadar birçok şeyin değişir olmuş olması gerekiyor. Yerelimizde yaşanan en temel sorunlardan bir tanesi bu. Çok ciddi bir altyapı sorunu var. Ama sen bu altyapı sorunu istediğin kadar gidermeye çalış. Üst yapıdaki çürümüşlükten kaynaklı bu sorunlar giderilemeyecektir. Biz belediyecilik anlayışımızı şöyle ele alıyoruz.

Kente dair ne varsa kentin sakinleriyle bir bütün düşünüp, sorunları tespit edip, ortak çözüm önerileri geliştirmeye dönük bir tutumumuz var. Haliyle bu işte belediye başkanından, daire başkanından, müdürlüğe sıkıştırılmış bir mekanizma olmaması gerekiyor. Biz mahallelerde kent meclisleri, mahalle meclisleri oluşturacağız. Örneğin Akkapı’da, Şakirpaşa’da en az 100 kişiden oluşan kadın ve erkeğin bir sisteme tabi olduğu  yapıyla o yerleşkenin sorunlarını ortak tespit edeceğiz. Yani biz işte makamımızda oturup Akkapı’ya şunu yapacağız, Hadırlı’ya şunu yapacağız, Hürriyet’e şunu yapacağız deme hakkına sahip değiliz. Bu da alabildiğine üsttenci oligarşik bir yaklaşımdır. Biz bu sisteme karşı çıkıyoruz. Haliyle biz belediyecilik anlayışımıza toplumcu, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir felsefeyle yaklaşmamız gerektiğini söylüyoruz. Bizim belediyecilik anlayışımız bu. Özgün, özel örgütlenmeler olacaktır. Kadınlar söz ve irade sahibi olacaktır. Birilerine tabi olarak orada çalışma yürütmeyecektir. Gizli cam tavanları ortadan kaldıracağız.

“KADINLAR YÖNETİMDE OLACAK”

Kadınlar yönetim kademelerinin her aşamasında olacak ve yönetimimizi alabildiğine demokratik kılacağız. Biz sadece müdürlükler üzerinden de yürütmeyeceğiz işlerimizi. Meclisler üzerinden de yürütürüz. Örneğin bir tarım müdürlüğü kurmaktansa bir tarım meclisi kurmak ve bu işte uğraşan tarım emekçileriyle ortaklaşmak, Adana sınırları içerisinde, Seyhan sınırları içerisinde ne yapılabileceğini birlikte tespit etmek, bu ürünleri kendi imkanlarımızla işletmek, kendi gıda bankalarımız üzerinden halka minimum fiyata satabilmek öncelikle hedeflerimizdir. Halka böyle gidiyoruz.

“Hedefimiz toplumda söz ve karar sahibi olma üzerinden her alanda kadınların özgürleşmesi

 O.A. : Diğer partilere nazaran bu partiye baktığımızda eş başkanlık sistemini görüyoruz. Kadınların daha çok görünürlüğünden bahsedebiliyoruz. Bunun hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?

S.U.: Bizim demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü, yerel demokraside kadınların söz sahibi olduğu bir anlayışımız var. Hedefimiz toplumda söz ve karar sahibi olma üzerinden her alanda kadınların özgürleşmesi. Bizim çalışmalarımız daha çok bu kentte dair, tüm kadınların sorunlarına dair. Partimizin bir kadın partisi olduğunu söyleyebilirim. Eşit temsiliyetin olduğu, gençlerin, kadınların söz ve karar sahibi olduğu bir anlayıştayız. Eş başkan olarak biz sadece  makamda oturmayacağız. Orada çalışan personel de dahil, tüm kadınların aktif olması, seçilmiş kadınlardan oluşan meclislerin oluşması, daha çok kadınların söz ve karar sahibi olması bizim hedefimiz.

Bu kente dair kadın cinayetlerinin, kadınlara dair şiddetin olması bizim için acı verici açıkçası. Kadına dönük aslında bir sürü projelerimiz var. Zaten bizim bir eşit temsiliyetimiz var, eş başkanlık sistemi.

O.A  :Adana ciddi bir yarış olacağa benziyor. Bu, polemiklere de yansımış durumda. Siz bu kentte ne tür sorunlar görüyorsunuz? Buna dair çözüm önerileriniz hazır mı?

M.K.: Biz zaten Adana’nın çocuğuyuz, Seyhan’ın çocuğuyuz. Yaşadığımız sorunlar ortalama bütün Seyhanlıların yaşadığı sorunlardır. Bir kere Seyhan’ın çok ciddi anlamda yerinden kentsel dönüşüme ihtiyaç var. Bu yerinden kentsel dönüşümü rant şirketlerine insanlarımızı muhtaç bırakmadan bizzat belediyenin organizasyonuyla, girişimine yapılması gereken bir durumdur. Önceliğimiz bu olacak.

İkincisi, çok ciddi bir uyuşturucu kullanımı var. Şu an Seyhan, Adana geleceksiz durumdadır. Üreten, okuyan, bilimle uğraşması gereken gençler bugün maalesef ki atıl durumda, aylaklaymış durumda ve çok ciddi bir uyuşturucu şebekelerinin içerisine girmiştir. Uyuşturucu kullanımının en temel nedenlerden bir tanesi mutsuzluktur. İnsanlar neden mutsuz olur? Umutsuzdur diye mutsuz olur. Umudun mevcut siyasal rejimden bağımsız olduğuna inanmıyoruz. Çünkü sistem kendisi gençliğe bir gelecek vaat etmiyor.

Her şeyden önce bu gençlerin, çocukların yüzünü güldürmeye dönük çok ciddi politikalar üretmemiz gerekiyor. İnsanlar mutlu olduğu zaman umutlu olur, umutlu olduğu zaman girişimci olur, bilimle, sanatla, felsefeyle uğraşır. Maalesef ki hali hazırda bu yönüyle çok ciddi bir sorumsuzlukla karşı karşıyayız. Uyuşturucuya karşı mücadele için gençlik merkezleri kuracağız.  Gençleri sağlık sorunundan eğitim ve istihdamına kadar uzman, bilir kişilerle birlikte uzun bir süre takip edeceğiz. Yani işte Seyhan’da şu kadar genç uyuşturucu kullanıyor, kullanıyor deyip kenara çekilmeyeceğiz. O gençlerle oturacağız. Psikologla, psikiyatrislerle, pedagoglarla. Bu gençlere biz hep birlikte sahip çıkacağız. Çünkü, bunlar, bizim gençlerimiz. Bunlar üretimin içerisinde olmadığı sürece bu şehrin, bu ilçenin herhangi bir geleceği olamaz. Haliyle uyuşturucuya karşı mücadele de en temel sorunlarımızdan bir tanesidir.

Mehtap abla

Üçüncü sorun yoksulluk. Çok ciddi bir genç nüfus var ve bu gençler işsiz. Çok ciddi bir üniversite mezunu potansiyel var. Bunlar işsiz. Belediyelerimiz imkanlar dahilinde istihdam alanları yaratacak. Adana’nın ve Seyhan’ın sınırları içerisinde çıkan doğal ürünleri işleteceğiz. Tarımsal ve hayvanlar ürünleri için tesisler kuracağız. Bu kendi başına bir istihdam alanıdır. Bu ürünlerin belediyelere bağlı marketlerde satılabilmesi için her mahallede gıda marketleri kuracağız. Kuru gıda marketleri kuracağız. Temel ihtiyaçların bizim tarafımızdan üretildiği ve satıldığı marketler kuracağız.

“BELEDİYELER DEMOKRATİK OLMALI”

Yine belediyelerin demokratik olması gerektiğini söyledik. Bu üst yapının dönüşümüyle olabilecek bir şeydir. Bunun için de eğitime belediye olarak biz el atacağız. Çocukları bilimsel değerlere uygun eğitime tabi tutacağız. Çok dilli eğitim ortamları yaratacağız. Bir çocuk Arap olarak doğmuşsa kreşlerde Arapça  temel eğitim alacak ortamlar yaratacağız. Kürt olarak doğmuşsa aynı şekilde, Ermeni olarak doğmuşsa aynı şekilde. Tabii ki Türkiye’de yaşıyoruz. Türkiye sınırları içerisinde hakim olan dili öğreneceğiz. Ama varoluşsal sorun başkadır. Çünkü şu an Türkiye’deki bütün insanlar varoluşsal sorun yaşıyor. Yani doğduktan hemen sonra bir başkalaşım süreci içerisine giriyor. Bu da tırnak içerisinde söylüyorum ahlaki sorunun ortaya çıkmasına, yozlaşmanın ortaya çıkmasına, toplumdan dışlanmasına, ailesine karşı aidiyet beslememesine neden oluyor. Onun için insanın tabiatına ve varoluşsallığına biz yöneticiler olarak maksimum saygı duymak zorundayız. Bunu yapmadığımız sürece sen istediğin kadar kanalizasyon döşe, istediğin kadar çöp topla, istediğin kadar yeşil alan yap. Bunun bir anlamının olmadığını düşünüyorum.

Her şeyden önce belediyenin kente demokrasi getirmesi gerekiyor. Demokratik ahlakı getirmesi gerekiyor. Bu sadece bir oy kullanmayla ilgili değil. Oy kullanma bir yöntemdir. Demokrasinin basit bir yöntemidir. Bizdeki demokrasi anlayışı bir kültürdür, bir ahlaktır, bir duruştur. Biz böyle bakıyoruz demokrasiye. Haliyle o küçük çocuklarımıza bu anlayışla yaklaşacağız ve inanıyorum ki belki o an iyi bir verim elde edemez ama sonraki yıllarda o çocuklar almış olduğu eğitimle toplumun güzel bir neferi, bireyi olacaklar.

Egemen dil kullanmamaya çalışıyoruz

O. A: Özel bir propaganda çalışması yapıyor musunuz? Yerel seçimlere yönelik parti olarak ne tür hedefler belirlediniz?

S.U. : Biz öncelikle  eril bir dil kullanmıyoruz. Toplumu esas alan, gençleri esas alan, doğayı esas alan bir dil kullanıyoruz. Ve bizim parti program tüzüğümüzde de, yerel yönetim politikalarımızda kadın özgürlükçü,  ekolojik anlayış mevcut. Bu yönünü bizim de dil üzerinde,  tüm çalışmalarımızda, sadece bu seçimden seçime, propaganda yaptığımızda değil bunun, hassasiyetini her zaman veriyoruz. Mücadelesini de her zaman veriyoruz. Tekçi, tek yönetimci anlayışa, tek adama karşıyız.

M.K: Öncelikle şuna özen gösteriyoruz. Egemen dil kullanmamaya çalışıyoruz. Bazı adayların bizim şeklindeki hitaplarıyla karşılaşıyoruz Örneğin Seyhan bizim, Adana bizim. Biz de diyoruz ki Seyhan bizim değil, hepimizin çünkü bizim dediğin zaman bir ayrıştırma durumu söz konusu olmuş oluyor. Hepimiz dediğin zaman bir total yaklaşım durumu söz konusudur. Bu öncelikli spot vurgumuzdur.

İkincisi, bu kenti biz değil, hepimiz yöneteceğiz. Yönetim mekanizmalarımızda halktan insanlar olacak. Biz belediye eş başkanlığı tek başımıza asla karar almayacağız. Biz kolaylaştırıcı bir rol üstleneceğiz. Bir yerde bir şeyler yapılacaksa oranın ihtiyaçları ilgili sakinler tarafından tespit edilir. Bize intikal edilir. Yine belediyenin imkanlarını kullanarak onlarla birlikte gideceğiz. Bu insanların gerçekten hoşuna giden bir durumdur. Bir belediye başkanına ulaşamamak ne demek yani? Bir müdüre ulaşamamak ne demek? Ben seni seçmişim ama ben sana ulaşamıyorum. Bizim yönetim anlayışımızda asla böyle bir şey olmayacak.

O.A:  Başkan adayı olarak Adana halkı sizden neler talep ediyor? Gözlemlerinizi paylaşabilir misiniz?

S.U. :Mesela biz semt pazarlarını dolaştığımızda ya da halkla  temas kurduğumuzda, halkta halka açık, şeffaf bir belediyecilik olmadığını görüyoruz. Kendi vergileriyle hakları olan hizmeti göremiyor.  Vergi ödediği belediyesinden hiçbir hizmet alamadığını görebiliyor. Esnaf ziyareti yaptığımızda şu anki krizi görebiliyorsun. Gerçekten nasıl bir belediyecilik istiyor görebiliyorsun.

Biz bunu anlatabiliyoruz aslında. Talepleri daha çok yoksul bir kent olduğu için hani biraz önce dedim ya semt pazarlarında dolaştığımızda özellikle kadınların gerçekten emeği sömürülen, acı bir durum var. İş talebi isteyen, halk aslında şeffaf bir belediyecilik istiyor.  Şimdi belediyede gerçekten ne oluyor? Ne bitiyor? Yani halka hizmet yok. Şimdi sen  bu halkın emeği var. Bu topraklarda  verimli ürünler var. Yani üreten halktır ama kendisi tüketmiyor.  Bu anlamda belediyeyi aldığımızda kadına dair, gençliğe dair projelerimiz var. Her gün bir kadın öldürülüyor. Sokak ortasına şiddete uğruyor.

Erkek şiddetine karşı etkili bir mücadele yürüteceğiz. Bu anlamda kadına yönelik şiddeti önlemek için de bütçe oluşturacağız. Şiddete maruz kalan kadınların sosyal, psikolojik, ekonomik hem de hukuki desteğe ihtiyaçları var. Kadın sığınma evlerine daha kolay erişebilmek için onlara imkan sağlayacağız. Yaşam evleri ve dayanışma merkezlerinin sayısını daha da artacağız. Alo şiddet hattının olması gerekiyor mesela bu kentte. Yani bu kent aslında kadınların kenti. Kadınların şehri ama ortada kadın yok. Yani her anlamda, her alanda kadın yok. Emeği üreten onlar, sömürülen aynı şekilde onlar. Kadınların talepleri daha çok oluyor.

“EŞİT TEMSİLİYET SAĞLAYACAĞIZ”

M.K.:  Partimize  ilgi var. Özellikle kadın partisi olduğumuz için ilgi var. Eşit temsiliyeti sağladığımız için ilgi var. Bir kere her şeyden önce belediyenin zaten yapması gereken şeyler belli. Aslında belediye eş başkan adayları olarak biz ne yapmayacağımızı söylüyoruz.  Bir kere sırça köşklerde yaşamayacağımızı söylüyoruz. Çakar ışıklarla dolaşmayacağımızı söylüyoruz. Bir metre asfalt döktükten sonra iki metrelik pankartla o asfaltı biz döktük demeyeceğiz.

Bu bulvarı biz yaptık demeyeceğiz. Zaten senin yapman gereken şeylerdir. Önemli olan senin sosyal dönüşüm projelerinle halka gerçek anlamda hizmet edebilmendir. Yoksulluğu giderecek projeler üretebilmendir. Çocukları, gençleri mutlu edebilmendir. Çok ciddi, çok dilli hizmet politikalarıyla kentin sınırları içerisinde yaşayan bütün insanlara hizmet edebilmektir, ulaşabilmektir. İnsanların yoksulluğunu fırsata çevirmemek gerekiyor. Bu işler kolilerle, kartlarla olacak şeyler değil. Kısa vadeli durumlar için belki bir çözüm olabilir ama orta vadede bu insanların yoksulluğu devam edecek.

“İNSANLAR AÇLIK ÇEKİYOR. EKMEĞİN ÜLKESİNDE EKMEKSİZİZ…”

Bizim Kürtçede bir sözümüz var “Li welaté nanande bé nan mayin” ekmeğin ülkesinde ekmeksiz kalmak anlamına gelir. Ekmek bu topraklarda keşfedilmiştir, buğday bu topraklarda keşfedilmiştir. Ama gelin görün ki insanlar aç. Bu yöneticilerin beceriksizliğinden, yöneticilerin hakçı olmamasından, yöneticilerin adil olmamasından kaynaklı bir durumdur. Hemen dışarı çıkalım. Başkan adaylarının, belediyelerin görsellerinden kaynaklı görüntü kirliliği zehirlenmesi yaşıyoruz. Gözümüze gözümüze sokuyorlar. Ve bunlar halkın bütçesinden giden şeylerdir. Bunu yapmaya ne hakkınız var? Trilyonlarca para harcanıyor buna her gün. Buna dur demek gerekiyor. Bu tür şeylere biz parti olarak sonuna kadar karşı çıkıyoruz. Sesimizi duyurabilmek için küçük küçük şeylerle insanlara ulaşabilmeye çalışıyoruz. Ama asıl propaganda yöntemimiz insanlara birebir temas kurabilmek, insanlara dokunabilmek, onların derdini dinleyebilmektir. Propaganda yöntemimiz bu. O devasa pankartlarla değil.

Bizim hayvanlarla olan ilişkilerimiz egemen ulusların sömürge toplamlarına olan ilişkisi gibidir

O.A: Biliyorsunuz iktidarın sokak hayvanlarına yönelik olumsuz propagandası mevcut. Bunu bir sorun olarak görüyor ve Avrupa modeli gibi uygulamalar gündeme getiriliyor. Sizin sokak hayvanlarına yönelik politikalarınız nelerdir? Bu konuda ne söylemek istersiniz?

S.U. : Biz gerçekten hani diyoruz ya her canlının yaşam hakkı vardır. Yani dünyadaki tüm canlıların yaşam hakkı vardır. Yani neden bir köpeğe bu kadar zalimce yaklaşılıyor? Biz öncelikle tüm canlıların hayatını savunuyoruz. Hayvanları ölüme terk eden, barınaklarda  tutan, laboratuvarlarda  deney olarak kullanan sisteme biz karşıyız. Biz tüm bu laboratuvarları, bu klinikleri ya da işte barınakları vesaire kapatacağız. Buna dair bakıma muhtaç,  tedavi olması gereken hayvanlar için bir yaşam alanı  inşa edeceğiz. Bu yerleri onların tedavisi ve güvenlik süreçleriyle ilgilenmek için kullanacağız. Barınak hayvanlar için yaşam alanı değildir. Hayvanat bahçelerinde tutulan hayvanlara da karşıyız. Düşünün sen bir canlısın, seni bir kafese tutuklarında ne hissedersin?

M.K.: Ortada çok ciddi bir sorun var. Sokak hayvanlarıyla ilgili. Bu sorun da insanların ürettiği bir sorundur. Bizim hayvanlarla olan ilişkilerimiz egemen ulusların sömürge toplamlarına olan ilişkisi gibidir. Hayvanlar bu kentin sakinleridir. En az bizim kadar hak sahibi olmalılar. Bizim kadar yaşama arzusuna sahipler. Biz hayvanların yaşam alanlarına müdahale ederek onların sosyalizasyonunun önüne geçiyoruz. Psikolojisini bozuyoruz, onların yaşam alanlarına müdahale ediyoruz. Psikolojisini bozuyoruz, onların yaşam alanını yok  etmeye çalışıyoruz. Onlardaki davranış bozukluğunun onlardan kaynaklıymış gibi lanse etmeye çalışıyoruz. Külliyen yalan. Sokak hayvanları bu kentin sakinleridir. İnsanlar birlikte yaşamayı öğrenmeliler. Hatta insanlar, hayvanlar uygun görüyorsa orada yaşamalılar.

Biz parti olarak, hayatı bir bütün olarak ele alıyoruz. İnsan tek başına insan değildir. Toplum tek başına toplum değildir. Hayvan tek başına hayvan değildir. Yani insanından toplumuna, toplumundan doğasına, doğasından hayvanına kadar yaşamı bir bütün ele almak gerekiyor.

Haliyle bizde bu ekosisteminin ayrıcalıklı değil, sıradan bir parçasıyız. Bizim hayvanlardan çok çok ayrıcalıklı bir durumumuz olamaz. Aynı şekilde hayvanlar da bizden daha ayrıcalıklı bir durumda olamaz.  Hayvanlara dair, doğaya dair, yeryüzünde yaşanan sorunlara dair bütün problemlerin kaynağıyız. Haliyle nedeni olduğumuz sorunlara müdahale ederken kendimizi dışında tutamayız. Kendimizden başlamalıyız. Onun için insanlar hayvanlarla birlikte yaşamayı öğrenmelidir. İnsanlar bu doğal toplumun, doğal sürecin bir parçası olduğunu bilmelidir. Ama kapitalist modernitenin ya da modern toplumların şöyle bir handikabı var. Olguları ayrıştırarak bir yaşam alanı oluşturuyor. Yani bir psikolojiyi ele alırken sosyolojiden bağımsız ele alıyor.

Sosyolojiyi ele alırken ekonomiden bağımsız ele alıyor. İnsanın sorunsallığını ele alırken doğadan bağımsız. Doğanın sorunsallığını ele alırken siyasal sistemden bağımsız ele alıyor. İnsanın sorumluluğunu ele alırken doğadan bağımsız. Doğanın sorumluluğunu ele alırken siyasal sistemden bağımsız ele alıyor. Bu bir handikaptır ve çözümsüzlüktür. Haliyle biz parti olarak yaşamın bütün ağlarını bir bütün ele alıyoruz. Bir şey yaparken başka denklemlerden faydalanması gerektiğini düşünüyoruz. Haliyle insanların bu sürecin, bu bahsettiğin sorunsal sürecin asli sorunsal nedenidir. Ayrıştırıcı mantıkla hiçbir sorunu çözemezsin. Hayvanların da en az bizim kadar sevilmeye ihtiyacı var, ilgiye ihtiyacı var, sosyalizasyona ihtiyacı var.

Hayvanları kafese koyarak, kuşları severken işte süslü kafes bülbülüymüş şeklinde ele alarak, kendini mutlu ederek yaklaşmamak gerekiyor. Bir şeyi severken karşıdakinin ne kadar mutlu olduğuna bakmak gerekiyor. Kendi mutluluğunu esas alarak karşıdakini sevemezsin. Bu insanlar arasındaki ilişki içinde geçerli. Sen mutlu oluyorsan seviyorsun. Bu bir yanılgı. Karşıdaki mutlu oluyorsa sevmek zorundasın. Bu da esasında saygıdan gelen bir şeydir. Öncelikle saygı duyacaksın. Tiksinebilirsin, haz etmeyebilirsin, sevmeyebilirsin de. Ama saygı varoluşsal bir durumdur. Alabildiğine nesneldir. Sevmekse özneldir. Bu senin erdeminle, kültürünle, gelişimle ilgili bir durumdur. Onun için herkese her koşulda saygı.

Kadınlar, yaşamın kurucu öznesi olmasına karşın tarihte ve günümüzde en fazla sömürgeleştirilen kesimdir

O.A: Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

S.U.: Seçim bildirgemizi herkesin okumasını öneriyorum. Bu kente dair hiçbir soruna kalıcı bir çözüm üretemediler. Seçimler yaklaştı, 3 ay öncesinden kadınlara bir tepsi, bir tepsiyle, bir çikolatayla sokağa çıkalım, bir gül vererek. İşte ben gül, karanfil dağıtacağım, ben adayım, bana oyunuzu verin. Biz kalıcı çözümler üreteceğiz. Kadınların özgürlüğü bizim için önemli. Cinsiyetçi yaklaşımlar var. Topluma göre kadın her işi yapamaz.

Ama aslında üreten, emek veren kadınlardır. Görünür değil ama. Sosyal alanlar oluşturmak kadınlar açısından, gençler açısından, kadınların emeğini görünür kılmak, kadın emeği pazarını oluşturmak, yani kadınların aslında tüm emeklerini görünür kılıp esas almak, hem yönetim kademelerinde her yerde söz sahibi olmak önemlidir. Yerelde yaşayan tüm halkların, bence belediye meclis toplantılarına katılmaları gerekiyor. Çünkü sen belediyeyi yönetiyorsun. Nasıl yönetiyorsun? Bunu görmek gerekiyor. Halkın da tatmin olması gerekiyor. Gerçekten benim oyumla, benim irademle seçildiler. Ama ne yapıyorlar? İşte gördüğünüz alanlarda, caddelerde, çukurlarda, belki bütün binalarda kendi pankartları var. Şimdi bu kimin emeği? Bu halkın emeği değil mi? Şimdi bu kadar çarçur etmek gerçekten vicdanlı mı? Seyhan halkına şunu söyleyeyim. Biz eş başkanlar olarak belediyemizi aldığımızda inanıyorum ki halka dair kalıcı çözümler üreteceğiz.

“SEYHAN’A KİMLİK KAZANDIRMAK İSTİYORUZ”

M.K.:  Kadınlar, yaşamın kurucu öznesi olmasına karşın tarihte ve günümüzde en fazla sömürgeleştirilen kesimdir. Haliyle bir toplumun özgürleşmesini istiyorsan, demokratikleşmesini istiyorsan, kadının sömürgeleşmesinin önüne geçmen gerekiyor. Kurucu özne rolünü tekrardan kazanması gerekiyor. Bunun için de mikrodan makroya bütün yönetim mekanizmalarda söz ve karar sahibi olması gerekiyor. Öylesine değil. Ta kendisi. Kadınların kendini özgün ve özel örgütlenme modellerinden tut, bütün mekanizmaların içerisinde yer almasına kadar, biz hem parti olarak hem de yönetmekle yükümlü olduğumuz belediyelerde buna kesinlikle ayrıcalıklı bir rol biçeceğiz, engelleyici olmayacağız. Bir sömürgeymiş gibi bakmayacağız. Biz bambaşka bir Seyhan için yola koyulduk.

Bu Seyhan’a bir kimlik kazandırmak istiyoruz. Yoksulluğun önüne geçmek, sık boğaz hale getirilen yapıların kentsel dönüşümle kente bir nefes aldırmak, çocukların yüzünü güldürmek. Biz bu şekilde yola koyulduk. Biz istediğimiz gibi propaganda yapabilecek araçlara sahip değiliz. Basın yayın araçlarını istediğimiz gibi kullanamıyoruz çünkü onlar da başkalarının sömürgesi. Başkalarının söz ve iradesi altında yayın yapıyorlar.

“PANKARTLARIMIZI SÖKÜYORLAR”

Haliyle görünürlüğümüz azalıyor. Pankartlarımız yine ilgili kişiler tarafından sökülüyor. Büyük postaneye pankart asmıştık. Orada pankartımız indirildi vs. Çalışma alanımız daraltılıyor ve görünümümüz engelleniyor. Buna rağmen biz köklü bir partiyiz. Çok köklü bir geçmişe sahibiz. Halkın gönlünde taht kurmuşuz. Biz kendi adımızla seçime gireceğimizi açıkladıktan hemen birkaç saat sonra halk mahallelerde kutlamalar yaptı. Bu değerlidir. Biz bu değere cevap vermek için elimizden geleni yapacağız. Seyhan’da iddialıyız. Kazanacağımıza inanıyoruz. İlk ağırlayacağımız basının da siz olmasını temenni ediyoruz. Projelerimizi o zaman orada misafir ettiğimiz halkımızla birlikte size deklare ederiz diye düşünüyorum.