DOLAR 32,5150 % -0.02
EURO 34,9913 % 0.25
STERLIN 41,4502 % 0.21
FRANG 36,7986 % 0.02
ALTIN 2.432,11 % -0,13
BITCOIN 64.946,01 -0.298

Sokakta Yaşayan Hayvanlar İçin Gönüllülerden Belediyelere Çağrı: Ortak Hareket Edelim

Yayınlanma Tarihi : Google News
Sokakta Yaşayan Hayvanlar İçin Gönüllülerden Belediyelere Çağrı: Ortak Hareket Edelim

Hayvan koruma gönüllüleri, sokak hayvanlarının toplatılması ve ölüme gönderilmesi ile ilgili tepkilerini dile getirdi. Belediyelerin kısırlaştırma çalışmalarına daha fazla odaklanılması gerektiğini vurgulayan hayvan hakları savunucuları, Avrupa modelinin Türkiye’ye uygulanamayacağını, bunun bir katliam olduğunu, sokak hayvanlarının toplatılmasının sorunları çözmeyeceğini ifade ediyor.

2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu‘nda belirtilen tedbirlerin uygulanması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın açıklamalarının ardından Ankara‘da sokakta yaşayan hayvanlar konusunda yaşanan tartışmalar devam ediyor.

Konya Büyükşehir Belediyesi‘ne ait barınaktaki köpek ölümüne dair görüntüler tepki çekerken, Ankara Valiliği, belediyelere “Sahipsiz Sokak Hayvanları Hakkında” başlıklı genelge gönderdi. Keçiören Belediyesi‘nin hayvanları toplatma kararı ise hukuka aykırı olarak değerlendirildi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş‘ın butik barınak önerisi ve hayvan hakları savunucuları çağrısı üzerine hayvan koruma gönüllüleri ve veterinerler, kısırlaştırma işlemlerine odaklanmanın yanı sıra, sokaktaki hayvanların barınaklara alınmasının çözüm olmadığını savunuyor. Belediyelerin hayvan hakları savunucularıyla işbirliği yapması, kısırlaştırma merkezlerinin açılması ve yaygın kısırlaştırma seferberliği başlatılması öneriliyor.

Gönüllüler, belediyelerin yeterli önlemleri almadığını ve sorumluluklarını yerine getirmediğini belirtiyor. Yeşil Gazete’nin kısırlaştırma ve tedavi masraflarını karşılamak için çaba sarf eden hak savunucuları, belediyelerin daha etkin bir şekilde hareket etmesini talep ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sokakta yaşayan hayvanlara çözüm olarak Avrupa’daki uygulamaları gösterirken Ankara Keçiören’de bir çocuğun sahipsiz köpeklerin saldırısı sonucu yaralanmasına ilişkin konuşan Mansur Yavaş da, Avrupa’da hiçbir ülkede sokakta sahipsiz hayvan görmediğini söylemişti.

Yeni yaptıkları butik barınaklarda, maliyetini belediye olarak karşılamak kaydıyla hayvan hakları savunucuların köpeklere gelip bakmalarını istediklerini belirten Yavaş, “Saygılıyım, hayvan hakları savunucuların fikirlerine de saygılıyım ama  popülasyon o kadar çok arttı ki, Türkiye’de ilk defa kendi imkanları dışında kısırlaştırma ihalesi açan belediyeyiz. 13 klinikle anlaştık. Dişiler kısırlaştığında bir hafta kalması gerekiyor. Erkek olanlar hemen sokağa bırakılabiliyor ama bu popülasyonda bu şekilde sadece kısırlaştırmayla bunun önünü almanın imkanı yok” dedi.

Bir yandan kısırlaştırma işlemlerine devam edeceklerini diğer yandan sokaktaki sahipsiz köpekleri barınaklarda misafir edeceklerini bildiren Yavaş, “Eğer çok istiyorlarsa hayvan hakları savunucuları, onlar da elini taşın altına koysun. Destek oluruz, sahiplensinler. Sahipsiz hayvan olmaz” ifadelerini kullandı.

Bu tartışmalar devam ederken Ankara Valiliği, Tarım ve Orman Bakanlığı’na Ankara belediyelerine dağıtılmak üzere Sahipsiz Sokak Hayvanları Hakkında” başlığıyla bir genelge gönderdi.

‘Keçiören Belediyesi’nin kararı hukuka aykırı’

Türkiye Hayvanları Koruma Vakfı (TÜRHAV) Başkanı Erman Paçalı valiliklerin hayvanları toplatılması için ilgili birimlere yolladığı genelgeye ilişkin şunları söyledi: “Bu yazı ve benzerlerini zaman zaman belediyelere yollarlar. Mevzuat dışı bir durum değil. Ancak yakın zamanda Keçiören’de yaşanan vukuat nedeniyle bunu yollamış olabilirler. Esas sıkıntı Keçiören Kaymakamlığını‘nın İlçe Hıfzısaha Kurulu‘nun almış olduğu bir karar. Buna ilişkin Keçiören Kaymakamlığı’na de bir yazı gönderdik, dönüş bekliyoruz. Keçiören bu kararı aldı ancak duyurmuyor bunu, ilan etmiyor. Kararın orijinali elimizde de var. Bu karar hukuka aykırı. Keçiören bu kararında yakala ve geri bırakma diyor, budur hukuka aykırı olan ve itiraz ettiğimiz.”

Oturma eylemi gerçekleştirdi

Yerel Hayvan Koruma Gönüllüsü, Hayvan hakları aktivisti Güliz Gündüz ise Valiliğin genelgesinin Twitter üzerinden sızdırılması üzerine Kızılay‘da Yüksel Caddesi‘nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde tek kişilik bir oturma eylemi gerçekleştirdi. Üzerinde “Suçlu ben değilim, suçlu belediyeler” ve “Toplama kamplarında değil sokaklarda yaşayacağız” yazan iki pankartla heykel önüne gelen Gündüz, burada, bu oturma eylemini neden gerçekleştirdiğini açıkladı:

“Sokağımızda kent bileşenimiz olan hayvanları toplatmak istiyorlar. Bugün Valilik bir karar çıkartacağın söylemiş. Zaten şu anda toplatılmalar yapılıyor. Kısır ve küpeli hayvanlar yasayı dele dele toplatılıyor Buna karşı bir oturma eylemi başlattım ve buna devam edeceğim.”

Gündüz, Mansur Yavaş’ın hayvan hakları savunucularına yönelik “ellerini taşın altına koysunlar” ifadesini de şöyle değerlendirdi:

“114 bin lira bir kliniğe, 48 bin lira başka bir kliniğe borcum var; hayvan kısırlaştırmaktan, tedavi etmekten… Güliz Gündüz olarak tek başıma. Evimde on tane hayvana bakıyorum. Hepsi sokaktan kurtarılmış. Ben daha ne yapabilirim?”

‘Tüm il ve ilçelere kısırlaştırma merkezleri açılmalı’

Hak aktivisti, çözüm olarak belediyelerin il ilçe demeden bütün özel kliniklerle anlaşmaları gerektiğini, yaygın kısırlaştırma yapılması gerektiğini belirti: “Her mahalleye iki tane konteynır yeter. Biri kısırlaştırma birimi olacak, biri ameliyat sonrası bakım birimi olacak. Acilen üretimin de durması gerekiyor. Üretim durmadan bunun önüne geçemeyiz. Hayvan satışı üretimi durdurulacak ki biz de kısırlaştırmayla nüfus artışını durdurabilelim.”

“Biz de popülasyonun farkındayız. Evet, çok! 2004’te çıkan yasayı belediyeler uygulamadığı için çok. Asıl belediyeler elini taşın altına koyacak, çünkü şu ana kadar kısırlaştırma yapmadılar. Küpeli, Belediye tarafından alındığı tescillenmiş köpek hamile çıkıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Elini taşın altına onlar koyacaklar, biz de destek olacağız. Biz zaten yapıyoruz. Yaygın kısırlaştırma yapılacak ki popülasyon azalacak. Tüm il ve ilçelere kısırlaştırma merkezleri açmak zorundalar.”

Gündüz’ün protestosunu gören vatandaşlar da eyleme destek verdi. Gündüz’e desteğe gelen bir yurttaş, “Ben de katılacağım. Her şekilde yanlarındayım. Uyutulmalarına asla izin vermeyeceğiz” dedi.

Gündüz, her hafta Salı günü saat 19.30’da sokakta yaşayan hayvanların haklarını savunmak için İnsan Hakları Anıtı önündeki oturma eylemini sürdürecek.

‘Biz hayvan hakları savunucuları elimizden geleni yapıyoruz’

Ankara’nın Ayrancı semtinde yaralı ve hasta kedileri yakalayıp tedavi ettirip yuvalandırmakla başlayan hikayesini 15 Aralık’ta Patikara Derneği’nin resmi açılışını yaparak dernekleştiren yerel koruma gönüllüsü Mahir Kaya da  güne başlamasıyla beraber telefonunda pek çok yaralı ve hasta kedi ihbarı aldığını, ekip arkadaşlarıyla organize olarak tüm ihbarlara yetişmeye çalıştıklarını söyledi.

Hayvan kurtarma yoğunluğundan ötürü çoğunlukla saatinde işe gidemediğini ve bu yüzden de işyeri ile pek çok sıkıntı yaşadığını anlatan Kaya, zamanla çemberin genişlediğini ve Ayrancı’dan başka semtlere gitmeye başladıklarını da ekledi:  “Zamanla şöyle oluyor, kendi sokağında yakaladığını gören komşu sokaktan arıyor, komşu sokaktakini duyan komşu semtten arıyor. Böyle olunca geniş bir çevreye zor da olsa yetişmeye çalışıyoruz. Spesifik bazı durumlarda farklı kentlere gittiğimiz de oluyor. Gözü çıkmış, ayağı kırılmış, kuyruğu kangrenli bir kedi görüyorsunuz ve onu yakalayabileceğinizi biliyorsunuz. Bunu senden başka yapanın da pek olmayacağını anladığın zaman aslında biraz zorunluluk haline geliyor. Yani şöyle de denebilir, üzerimize kalan işi yapıyoruz. Pek çok kişi bunu kendisi yapmadığı için yapıyoruz. Şu anda 4-5 kişilik bir gönüllü ekibiz. Yetişmeye çalışıyoruz”.

Dernekleşmeye gitmenin bir zorunluluk halini aldığını belirterek, bu zorunluluğun nedenlerini sıralayan Kaya, Mansur Yavaş’ın hayvan hakları savunucuları yönelik sözlerine de değindi:

“Biz hayvan hakları savunucuları yalnızca elimizi taşın altına koymuyoruz, hatta bu tabiri kabul de etmiyorum aslında, bir çoğumuz zaten dağlarda, ormanlarda, mahallelerde hayvanları korurken yakalarken elimizden, kolumuzdan, bacağımızdan yaralanabiliyoruz. Eli taşın altına koymak tabiri bu anlamda hayvan hakları savunucuları  için çok hafif kalan bir tabir. Biz hayvan hakları savunucuları  elimizden geleni yapıyoruz.”

“Çocukları, kedileri ve köpekleri, kuşları, kirpileri tedavi ettirmek için borçlanıyoruz. Bu yakalamaları yapabilmek için ekipmanlar satın alıyoruz, gittiğimiz yerlerin mazot yükü gibi çeşitli ekonomik yükleri üstlenerek bunları yaparken bir taraftan da kamunun işini yapmasını talep ediyoruz. Sokaktaki hayvanları kısırlaştırmak belediyenin göreviyken biz yakalayıp kısırlaştırıyoruz ve bunun için büyük borçların altına giriyoruz. Olmayan kesenin ağzını açıyoruz, bazen konu komşudan dileniyoruz, bazen veterinerlere yalvarıyoruz, kermesler yapıyoruz, mahallemizdeki kafelerde çeşitli dayanışma etkinlikleri düzenliyoruz, sanatçı dostlarımızla konserler organize ediyoruz, gelirleri ile veteriner borçlarımızı ödemeye çalışıyoruz, pazarda stand açıp esnaf dostlarımızın hediye ettiği ürünleri satıyoruz.”

“Biz eli taşın altına sokmak değil, evimizi arabamızı satarak, mesaimizden çalarak, maaşımızdan kısarak yeterince sorumluluk aldığımızı düşünüyoruz ve kamuya da sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulunuyoruz. Benim evimde şu an yanılmıyorsam altı kedi var. Zaman zaman geçici olarak aldığım kediler de oluyor. Tüm gönüllülerimizin evleri de tıka basa kedi dolu. Sahiplendirme yapmadığım bir mezardaki babaannem kaldı. Acaba Mansur Yavaş’ın evinde kaç can var?”

Barınaklar çözüm değil

Mahir Kaya, hayvanları barınaklara doldurmanın çözüm olmadığının altını çizdi: “Özellikle Ekim 2020’nin sonunda Konya Barınağı’nda yaşanan kürek vahşetinden sonra biz barınaktan çok fazla kedi aldık. Köpekleri çok spesifik durumlarda, nadiren alabiliyoruz çünkü tutacak yerimiz yok. Oysa o barınak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bakın ne kadar güzel bir yer yaptık, gidin gezin” dediği bir “plaza” barınak. İçinde yetkin hayvan bakıcılarının, hayvan hakları savunucuların ve gönüllülerin ve hayvanı seven veterinerlerin ve yöneticilerin olmadığı barınaklar ne kadara plaza gibi olsa, ne kadar lüks olsa da buraya konulan hayvanlar için iyi koşullar oluşturmuyor.”

‘Toplatmaların karşısında olacağız’

Ankara Valiliği ve Keçiören Kaymakamlığının ilan edilmemiş toplama kararına ilişkin görüşünü bildiren Kaya “Okudum, yazan kişiler de yasayı okumuşlar. Ancak yasanın uygulamasında ciddi bir problem var. Yasada şu söyleniyor, sokakta yaşayamayacak olan hayvanlar korumaya alınmalıdır. Hangi hayvanın sokakta yaşayabileceğine ya da yaşayamayacağına kim karar verecek burada? Karar verici mercilerin buna karar vermeden tamamını toplayacakları için bir katliam çıkacak. Bunun kriterlerinin belirlenmesi için bir komisyon kurulması lazım” diye konuştu.

“Türk Veteriner Hekimler Birliği, ilgili şehrin Veteriner Hekimler Odası, çeşitli sivil toplum örgütlerinden yetkililer, yerel hayvan korumacıların ortak karar vermesi gerektiğini belirten Kaya, “Kamu karar verirse bu iş olmaz çünkü kamudaki insanlar hayvan sevip sevmediği belli olmayan insanlar. Bu yetkinin tek elde toplanması, herhangi bir yetkinin tek elde toplanması, sıkıntı yaratır. Biz de gönüllülerimizle, dostlarımızla, derneğimizle beraber bunun karşısında duracağız. Meclise de gideriz, Valilik önüne de gideriz. Meydanlarda da oluruz. Ama biz söz hakkı istiyoruz çünkü o canların dili biraz da biz olmak zorundayız” dedi.

Hayvan düşmanları tüm toplumu tehdit ediyor

Troll ordularının “Güvenli sokaklar”, “Başıboş köpekler” gibi hamlelerle aslında toplumun tamamını tehdit ettiğini belirten Kaya, Türkiye’de mevcut onca sorunun içinde “Köpek sorununun” aslında gündem olamayacağını da vurguladı:  “Son bir ay içinde ülkenin çeşitli yerlerinde KYK yurtlarında asansörler düştü, bir kaç öğrenci yaşamını yitirdi veya yaralandı, bu trol grupları “Güvenli asansörler” diye bir şey çıkarmadı. Öğrencilerin yurt bulamıyorlar, kantine gidemiyorlar, otobüse binemiyorlar, sağlıklı beslenemiyorlar, anneler babalar çocuklarına harçlık veremiyor ama bu arkadaşların derdi sadece sokaklardaki köpekler. Çocuklar için trafik değil, çocuk yoksulluğu değil, beslenme çantası değil, çocukların içtiği su değil, çünkü su bile çok pahalı bu ülkede. Tek dertleri hayvanlar. Memleketteki diğer dertleri ört bas etmek için ellerinde kullanabilecekleri, toplumu terörize edebilecekleri tek şey bu – ki bunun muhattabı da aslında bizler değiliz. İşini yapmayan kamu görevlileri.”

‘Kısırlaştırma için mahallelere mikro barınaklar’ önerisi

Robin Hood’dan esinlenerek Pati Hood olarak bilinen Paylaşmak için Yaşayanlar Derneği başkanı Ali İslam Kaleli ise, sokakta yaşayan hayvanların toplatılmasının çözüm olmadığını söyledi. Kısırlaştırmanın önemine vurgu yapan Kaleli, hayvanseverler tarafından sık sık dile getirilen, hayvanların barınaklara toplanması ve sahiplendirilemeyenlerin öldürülmesi anlamına gelen Avrupa modeline değindi:

“Bu modelde vahşet betimlemesi az kalır. En son Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı bir açıklama yaptı. Dedi ki “Bu hayvanlar toplatılacak, barınaklarda 14 gün süreyle rehabilite edilecek, bir ay içinde de sahiplenilmezse itlaf edilecek.” Biz bunu kendi aramızda konuşurken de dedik, bu tutum ne Anadolu’ya yakışır, ne bizim insanlığımıza yakışır, ne de inancımıza yakışır. Bu tutumun yakışabileceği bir kategori bulamadık. Bu toprakların insanına öldürmek değil yaşatmak yakışır dedik.”

“Şöyle bir gerçek de var, insanlar bırakın barınaktan sokak köpeği sahiplenmeyi, şu piyasa ve ekonomik koşullarda kendi bakıyor oldukları köpekleri sokaklara, barınaklara bırakıyor. Yetemiyorlar çünkü. Biz hali hazırda yaşayan hayvanları bir şekilde yaşatırız. Yeter ki dahası gelmesin. Yeter ki üretim olmasın, yeter ki satış olmasın. Yeter ki insanlar cins köpek üretimine hayır desin. Yeter ki insanlar “benim bir köpeğim olsun, daha az koksun, tüy dökmesin” diyerek üretime yol vermesin ve devlet de bu üretime izin vermesin, kısırlaştırma yapsın. Biz yaşayanlara zaten bakıyoruz.”

‘Belediyelerin hayvanseverlere ihtiyacı var ‘

“Hayvanseverler ellerini taşların altına koyuyor” diyen Uzman Veteriner Hediye Titiz de hayvanseverlerin maddi ve manevi olarak yıpranmasına rağmen vazgeçmediğini belirtti.

Hayvanların popülasyonu kısırlaştırılarak kontrol altına alınması noktasında belediyelerin ve hayvanseverlerin hem fikir olduklarını ancak asıl sorunun kısırlaştıktan sonra geri alındığı sokağa bırakılıp bırakılmaması olduğunu söyleyen Titiz şunları söyledi: “İşte tam da burada belediyelerin hayvanseverlere ihtiyacı vardır, belirli bölgelerde bu hayvanları besleyen gönüllüler vardır bu hayvanlar kısırlaştıktan sonra yerlerine bırakılmalı ve bu hayvanların aralarında saldırmaya meyilli olan hayvanı tespit eden gönüllüde bu hayvanı belediye barınağına aldırmalıdır. Bu sakin mizaçlı insana alışık kısır hayvanların sokakta olmaları kimseyi tedirgin etmez çünkü bu hayvanları bu bölgelerden alırsanız yerlerine yabani olanları gelir. Belediye dağ bayır dolanıp önce bu yabani hayvanları bulup kısırlaştırmalıdır.”

Bir kısırlaştırma seferberliği başlatılması halinde çözümün olacağını söyleyen Titiz, bunu başlatacak mercinin belediyeler olduğunu, devletin de bu işe bütçe ayırması gerektiğini vurgulayarak, gönüllülerin ve belediyelerin ortak hareket etmesi gerektiğini belirtti. Titiz, veterinerler olarak ellerinden geleni yapacaklarını da sözlerine ekledi.

Barınaklardaki koşulları ve yaygın hastalıkları değerlendiren Titiz, şu bilgileri verdi: “Birçok hayvanın bir arada bulunması biri hasta ise hepsinin hasta olacağını gösterir. Bu bulaşmanın önüne elbette geçilebilir, bulaşma olmaması için barınak çalışanlarının çok ciddi bir eğitim alması şarttır. Barınaklarda hastalıkların önüne geçmek özellikle solunum sistemi hastalıklarında hava ile yayıldığı için oldukça güçleşir, inşaatı bile bu durum düşünülerek yapılmalıdır. Yeni ve temiz bir barınak dikkat edilirse bir süre temiz kalabilir ama ben biliyorum ki diğer tüm barınaklara hayvanlar girdiği anda hastalık kapıyor bunun örneklerini defaatle yaşadık. Barınakta bulaşıcı hastalıklardan korunma ile alakalı da bilgi istenirse de seve seve yardım ederim, sonuçta bir klinisyen olarak kliniğimizde de bunun küçük çaplı modelini kurduk.”

Hayvanların sokaklardan toplatılması sonrası salgınlara hazırlıklı mıyız?

Konuya ilişkin görüşünü almak üzere gittiğimiz özel veteriner kliniği önünde karşılaştığımız ve köpeklerin toplatılmasına dair tartışmalardan dolayı son derece öfkeli olduğunu ifade eden, ancak ismini paylaşmak istemeyen yerel kısırlaştırma gönüllüsü, yapılması gerekenleri kalem kalem sıraladı. Yurt dışından cins hayvan girişinin yasaklanması ve ülke içinde de en az on sene hayvan üretimininin yasaklanması ve üretimin denetim alınması gerektiğine dikkat çeken yerel kısırlaştırma gönüllüsü, kırsalda ve köylerden başlayarak yaygın kısırlaştırma ve aşılama yapılması, yerel halkın konuya ilişkin bilgilendirilmesi, şehirlerde insanlarla yaşamaya alışkın, saldırgan olmayan köpeklerin ise yerlerinde bırakılması gerektiğini belirtti.

Bin 300 il ve ilçe belediyesinde kısırlaştırma ve rehabilitasyon merkezi olmadığının ve derhal kurulması ve uzman veterinerler ve gönüllülerle beraber çalışması gerektiğinin altını çizen gönüllü, şehirlerde bulunan köpeklerin sokaklardan toplatılması sonucu şehir dışından insanla yaşamaya alışık olmayan köpeklerin şehre bırakılacağı ve oluşan boşluğun tekrar dolacağını hatırlattı. Ormana atılan köpeklerin yaban hayatıyla etkileşime girince kimi hastalıklar kapabildiğine dikkat çeken gönüllü, hayvanların yerlerinin değiştirmenin bir faydası olmadığı gibi zararı olduğu bilgisini verdi.

Avrupa modeline ilişkin konuşan yerel kısırlaştırma gönüllüsü devamla şu ifadeleri kullandı: “Avrupa’ya özenip sokaktaki kedi ve köpekleri toplamak ve bir yere tıkıp yaşatmaya çalışmak ya da öldürmek çözüm değil. Bu daha önce denendi. Şu an Avrupa’da sokak köpeği yok ama köpek kadar fare ve sıçanlar var ve salgın hastalıklara neden oluyorlar, olmaya da devam edecekler. Osmanlı’nın zamanında veba salgınından kurtulmasının tek sebebi sokak hayvanları, özellikle sokak köpekleridir. Çünkü sokaklarda yaşayan kediler küçük farelerle başa çıkabilirken, büyük sıçanlarla aynı boyda olmaları nedeniyle başa çıkamazlar. Bu büyük sıçanlarla ancak köpekler başa çıkabiliyor. Bu sayede hem Osmanlı’da hem günümüzde biz veba gibi bulaşıcı hastalıklardan korunduk. Hayvanların sokaklardan toplatılması sonrası ortaya çıkacak salgınlara hazırlıklı mıyız?”