DOLAR 32,7878 % 1.53
EURO 35,1602 % 0.53
STERLIN 41,6058 % 0.85
FRANG 36,8443 % 1.98
ALTIN 2.457,99 % 2,80
BITCOIN 66.071,47 0.879

Sebahat Tuncel: Türkiye Çözüm Süreci’nden Vazgeçerek Parlamentoyu, Anayasa’yı Askıya Aldı ve Mafya Düzenine Girdi

Yayınlanma Tarihi : Google News

Kobanê Davası’nda savunmasına başlayan DBP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, ‘Ülkedeki çeteler elini kolunu sallayarak geziyor. Çünkü Türkiye 2015 yılında Çözüm Süreci’nden vazgeçerek parlamentoyu, Anayasa’yı askıya aldı ve mafya düzenine girildi’ dedi

DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen eylemler gerekçe gösterilerek aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da olduğu 18’i tutsak 108 siyasetçi hakkında açılan Kobanê Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sincan Cezaevi Kampüsü’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam ediyor.

Duruşmaya, Halkların Demokrasi (HDP) Eş Genel Başkanları Cahit Kırkazak ve Sultan Özcan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çİğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) milletvekilleri Tevgere Jinên Azad (TJA) aktivistleri ve Barış Anneleri ile çok sayıda yurttaş ile kurum temsilcisi katıldı.

Kimlik tespitinin ardından dosyaya eklenen evrakların okunmasıyla başlayan duruşma, DBP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel’in esasa dair savunmasıyla devam etti.

‘Demokratik cumhuriyet kurmanın önünde engel oluyorlar’

Dayanışma için duruşma salonuna gelen kadın izleyicileri selamlayarak başladığı konuşmasında Amin Maalouf’un, “Onlar yasaklar da kardeş, başkalarını aforoz ederken kardeş, bana gelince; herkes dost olmak şöyle dursun, yakında herkes bana düşman kesilecek. Suçum onları barıştırmayı istemek. Bedelini ödeyeceğim” sözlerini hatırlatan Tuncel, barış mücadelesi yürüttükleri için yargılandıklarını vurguladı.

Tuncel konuşmasına şöyle devam etti:

“Nefretin etrafından birleşenler demokratik bir cumhuriyeti kurmanın önünde engel olmaya çalışıyorlar. Biz de inatlar Türkiye halklarının eşit bir cumhuriyet kurulacağına inanıyoruz. Bu yüzden burada yargılanıyoruz. 2015 yılında, ‘Türkiye’deki insan haklarını yok sayarsanız Türkiye ciddi bir krize girer. Savaş ve insan hakları ihlallerinin hedefindeki Kürt halkı 3 güvenlik operasyonuna kurban verildi. Kurdistan’ın birçok bölgesinin ağır silahlarla kuşatıldığı, her evden bir cenazenin çıktığı bir süreçten geçiyoruz’ dedik ama ciddiye almadılar. Kadınların ölü bedenleri soyularak meydanlara atılıyor, cezaevlerinde 10 bine aşkın tutsağın rehine muamelesi gördüğünü söylemişiz. Hasta mahpusların serbest bırakılmasını söylemişiz. Bunların hepsi hala devam ediyor. Şu an hala cezaevlerinde Sayın Öcalan’ın özgürlüğü için açlık grevleri devam ediyor.”

‘Mahkemeniz bu kumpasa ortak’

Kürtlere karşı işlenen suçlarda cezasızlık politikası uygulandığı ve Kürtler öldürülebilir, çocukları öldürülebilir düşüncesinin hakim olduğunu belirten Tuncel, “Tahir Elçi cinayeti açığa çıkarılmıyor. Deniz Poyraz cinayeti aydınlatılmıyor. Bütün davalar artık zamanaşımına uğruyor. Roboski hala adalet arıyor. Kürtlerin cenazelerini bir kutuda gönderiyorsunuz. Maraş Katliamı 12 Eylül Darbesi’nin zeminini hazırlayan bir katliam ama devlet müdahale etmiyor. 78 Alevilere dönük kitlesel bir soykırımdır. Hala sorgulanıp yüzleşilmedi. Maraş’takilerin çoğu şu an yurtdışında, hala acılarını yaşıyorlar” ifadelerini kullandı.

“Bunlarla yüzleşilmeden biz yeni bir başlangıç yapamayız ve bu katliamların hepsinin arkasında devlet var” diye devam eden Tuncel, şunları söyledi:

“Bir tweet attı diye, barış istedi diye insanları yıllarca tuttunuz ama ülkedeki çeteler elini kolunu sallayarak geziyor. Çünkü Türkiye 2015 yılında Çözüm Süreci’nden vazgeçerek parlamentoyu, Anayasa’yı askıya aldı ve mafya düzenine girildi. Devlet bu hale geldi. Kimdi 6-8 Ekim’deki paramiliter güçler? Devlet neden etkin bir soruşturma yapmadı? Öldürülen insanların sorumluluğunu biz yükleyemezsiniz. Onların birçoğu bizim arkadaşlarımızdı. Kim demokratik gösterileri, yürüyüşleri provake ederek insanların yaşam hakkını elinden aldı? MİT ve Adalet Bakanlığı davamızda ki müştekidir. Devlet orada Kürtler burada. Bu kabul edilemez. Mahkemeniz de bu kumpasa ortak.”

‘Efrin’de senin ne işin var!’

“Bu mahkeme bize kölelik dayatıyor. Duruşma periyodları insanlık dışı. Her gün hastayız. İki arkadaşımızın kolu kırıldı. Türkiye’de böyle bir yargılama usulü yok, her gün duruşma olur mu?” diye konuşan Tuncel, aralıksız süren duruşma periyotlarının insanlık dışı olduğunu vurguladı.

Tuncel, sözlerine şöyle devam etti:

“Buradaki arkadaşlarımızın suçlu olmadığını siz bizden daha iyi biliyorsunuz. Filistin halkının yaşadıkları karşısında yanındaymış gibi davranıyorlar. Sen önce kendi evine bakacaksın. Efrîn’de senin ne işin var? Bu ülkenin bunu söylemeye hakkı yok. Halkların dayanışmasını çok anlamlı buluyorum. Tıpkı Kobanê’de yaptıkları gibi, DAİŞ vahşetine karşı gösterilen dayanışma gibi. Bu direniş ve dayanışma DAİŞ vahşetini yenilgiye uğrattı. Bu dayanışma devletlerin savaş politikalarının değişmesi için baskı unsuru olacaktır, inanıyorum. Bütün ulus devletlerin yaklaşımın da erkek anlayış var. İşgal ettikleri toprakları kadın olarak görüyorlar. Savaş kadınları öldürüyor. Yanı başımızda da böyle. Sadece PKK’nin ortaya çıkışıyla alakalı değil. Bu 100 yıldır devam ediyor.”

‘Savcı Ahmet Altun delilleri gizlemek istedi’

Devletin Kürtleri yok sayarak asimilasyon politikalarını işlettiğini söyleyen Tuncel, bunun insanlık suçu olduğunu vurguladı.

Tuncel, “Asimilasyon insanlık suçudur. Kürtler vardır, Kürt halkı vardır o yüzden hakları vardır. Bu devlet bizi yok sayıyor. Bu davanın bir kumpas davası olduğunu bütün arkadaşlarımız anlattı. Bu dava başlamamış bir dava çünkü CMK ne diyor; dava başlarken kimlik tespiti yapılır ama bu davada kimlik tespiti yapılmadı. Benim Sebahat Tuncel olup olmadığımı bilmiyorsunuz ama siz bu hukuksuzluğu devam ettiriyorsunuz. İddianame hukuksuzca okundu, yüzümüze dahi okunmadı. Biz reddi hakim talebinde bulunduk. Ama bir çete üyesi gitti ama onunla beraber aynı kararlara imza atan diğer üyeler duruyor. Reddettiğim bir heyete karşı konuşmamayı çok düşündüm ama halkımıza borç bildim. Bir itirafçı ‘duydum’ diyor. O beyanı kuvvetli suç unsuru sayıyorsunuz. Mahkemenizin güvenirliği benim açımdan sorundur. Adil ve bağımsız bir yargılama yapılmıyor aksine siz bu kumpasın içindesiniz. Savcı Ahmet Altun delilleri gizlemek istemiş. Bu kadar ayyuka çıktı. Bu dava normal koşullarda iddianameyi göndermeniz ve ‘bu şekilde toplumsal adalet sağlanmaz’ demeniz gerekiyordu. O cübbeyi giymeseniz benim gibi bir yurttaşsınız. Onun onuruna sahip çıkmanız lazım ama yapmıyorsunuz” sözlerini kullandı.

Yıllarımız bu zihniyete karşı mücadeleyle geçti

Erkek devlet şiddetini yaşadıklarını dile getiren Tuncel savunmasını şöyle sürdürdü:

“Siz bize erkeklik gösterisi yapıyorsunuz. Burada erkek devlet şiddetini bizzat yaşıyorsunuz. Siz bıyıklı göbekli beyefendi oluyorsunuz, biz şirret kadın oluyoruz. Erkekler kravat giyiyor diye herkes kadını sorguluyor. Eril sistemin temsilcilerisiniz. Bizim yıllarımız bu zihniyetle mücadeleyle geçti. Kendi yoldaşlarımız içinde de bu mücadeleyi verdik. Size karşı mı yürütmeyeceğiz? Mikrofon sizin elinizde diye bir anda kapatıyorsunuz. Bu bir şiddettir, illa dövmenize gerek yok. CMK’ya göre sorgu bittikten sonra müşteki ve tanıklar dinlenir. Onu bile yapmadınız. Daha savunmalar devam ederken dinlediniz. Bir de bizlere ‘zoom’ yaptınız, ismimizi söylediniz. Emniyet bile bu kadar yapmadı yani. Müştekileri, tanıkları yönlendirdiniz. Müştekilerin çoğu zaten polis. Gelip burada başka ne söyleyecek? İşinden olacak söylerse, bu kadar ekonomik kriz var. Diğer mahkemelerde de dinlediniz ama onları daha bilmiyoruz. Gizli tanıkları gizli dinlediniz. Biri gizliymiş açık olmuş. Burada da adalet diyorsunuz. Sorgu bitmeden ‘siz yargılamayı uzatmak istiyorsunuz’ deyip savunma hakkımı kısıtlıyorsunuz. Ben 7 yıldır cezaevindeyim, niye uzatmak isteyeyim? Gizli tanık Ulaş’ın polisin araştırma tutanağında ifadesi yok ama siz gizli dinlediniz. Anlattıkları dedikodu. Hani dedikoduyu kadınlar yapardı sadece. Yalan söylediği ortada ama siz kanıtlamak istemiyorsunuz. Ulaş’ı dinledikten sonra ‘öncekini içerir ifadeleri’ şeklinde karar veriyorsunuz.” 

‘Toplumla bağımızı koparmaya çalışmanız devlet şiddetidir’

Tutsak oldukları süreçte yas haklarının da ellerinden alındığını hatırlatan Tuncel, “Figen başkan Gültan başkan, Bülent arkadaşımız, Zeynep Ölbeci arkadaşımız, Aynur Aşan arkadaşımız, Ayla Akat Ata arkadaşımız, Dilek Yağlı arkadaşımız, Ali Ürküt arkadaşımız yakınlarını kaybetti. Ben de dedemi kaybettim. Hiç birimizi cenazelerine gidemedik. Gittiğimizde de işkenceye dönüştü. Aysel Tuğluk’a annesinin cenazesini gömdürmediniz. Toprağın altından çıkarıp Dersim’e gönderdiniz. Taybet Ana’yı sokak ortasında bıraktınız. Bu halkın çocuklarını kurda kuşa yem ettiniz. Kürt halkının çocuklarının cenazeleri kutularda gidiyor. Kimin yası tutulabilir, kimin tutulamaz? Bütün mesele bu. Ritüeller topluma aitti, insani iyileştirir, toplumla bağını kurar. Siz ne sevincimizi ne de acılarımızı yaşamamıza izin vermediniz. Aysel Tuğluk’u eşikte bıraktınız. O yüzden bu kadar yıkıcı bir hasar bıraktı. Bu bizi toplumla bağımızı koparmayı amaçlayan bir devlet şiddetidir” diye konuştu.

‘Kürt sorunu sayın Öcalan ile çözülecektir’

“Türkiye’de Kürt sorunu çözülecekse bu Sayın Öcalan ile çözülecektir” vurgusu yapan Tuncel, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunundaki çözüme dair kaleme aldığı notları okudu. Tuncel, “Demokratik çözüm çabaları bütün Türkiye açısından çok kıymetli. Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması, Türkiye’deki toplumsal barış için çok önemli. Bir arada yaşamanın en iyi yolu Öcalan ile müzakerelerin yeniden başlatılmasıdır. Sayın Öcalan’ı ağır tecrit ve izolasyon altında tutuyorsunuz. 5275 sayılı kanundan kaynaklı hiçbir hakkını kullanamıyor. 2009 yılında açlık grevlerinde 6 insan yaşamını yitirdi. Şu anda cezaevindeki insanlar açlık grevinde. Artık ölümlere dur demek gerekiyor” dedi.

(YENİ YAŞAM)

Kobanê Davası’nda savunmasına başlayan DBP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, ‘Ülkedeki çeteler elini kolunu sallayarak geziyor. Çünkü Türkiye 2015 yılında Çözüm Süreci’nden vazgeçerek parlamentoyu, Anayasa’yı askıya aldı ve mafya düzenine girildi’ dedi DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen eylemler gerekçe gösterilerek aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları […]

DEVAMINI OKU