DOLAR 32,3619 % 0.17
EURO 34,4369 % -0.73
STERLIN 40,2838 % -0.73
FRANG 35,5272 % 0.06
ALTIN 2.514,65 % 2,17
BITCOIN 2.309.672 0.088

Safiye Yılmazer Uruk: “En büyük ilham kaynağım, gözlemlemek ve izlemek”

Yayınlanma Tarihi : Google News
Safiye Yılmazer Uruk: “En büyük ilham kaynağım, gözlemlemek ve izlemek”

Çukurova Bülten (Hamdullah Yağız Kesen – Adana)

Safiye Yılmazer Uruk ile yazarlık, yazma sürecindeki motivasyonları ve teknikleri üzerine söyleşi gerçekleştirdik. Uruk, Karahan Kitabevi’nde 2 Mart Cumartesi  saat 15:00’te imza günü düzenleyeceğini duyurdu.

Safiye Yılmazer Uruk, Yazar

Gazeteci Hamdullah Yağız Kesen :Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Safiye Yılmazer Uruk : 20 Nisan 1986 Ankara doğumluyum. Lisans eğitimimi Çukurova Üniversitesi’nde Konaklama İşletmeciliği alanında, yüksek lisans eğitimimi ise; Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nde Üretim Yönetimi ve Pazarlama alanında tamamladım. Eğitimci ve editör olarak çalışma geçmişine sahibim. Şu anda da Adana Yerel Gazetesi’nde köşe yazarlığı, dergi ve edebiyat sayfalarına kitap tanıtımları ve editörlük destekleri sağlıyorum.

H. Y. Kesen: Yazma sürecinizdeki ilham kaynağınız nelerdir?

S. Y. Uruk: Yazı yazmaya başlamak için herhangi bir ilham gelmesini bekleme gibi bir durum yaşamıyorum. Herhangi bir yerdeyken dahi o an aklıma gelen bir şeyleri, elime geçen herhangi bir kâğıda yazma alışkanlığım var. Bunun için; otobüs biletleri, o ara okuduğum kitabın boş sayfası ya da herhangi bir not kâğıdı bulup anlık olarak karalamalar yapabiliyorum. En büyük ilham kaynağım, gözlemlemek ve izlemek galiba.

H. Y. Kesen: Bir kitap veya makale yazarken nasıl bir plan ve yöntem izliyorsunuz?

S. Y. Uruk : Günlük olarak her sabah kalktığımda o ara üzerinde çalıştığım roman ya da deneme yazılarım olduğunda, bir esnafın işletmesini açtığı gibi bilgisayarımı ya da defterimi açıp yazmaya başlıyorum. Kitap yazarken her şeyden önce karakterleri belirliyorum ancak bu karakterlerin kitap içinde nelerle karşılaşacakları ya da belirli bir düzen dahilinde yapacakları eylemlerin sıralarını belirleme gibi bir plan oluşturmuyorum. Yazarken zaten karakterler kitap içinde kendi yollarını buluyor. Yani kitabın sonunda ne olacağı, yazarken bana da sürpriz diyebilirim. Yöntemimse sadece süreklilik. Yani başladığım herhangi bir şeyi yarım bırakmak istemediğim için, sürekli olarak yazıyorum aslında.

H. Y. Kesen:  Yazılarınızda sıkça işlediğiniz ana temalar nelerdir?

S.Y. Uruk: Benim kitaplarımdaki ana tema daha çok; kişilerin iç çatışmaları, aşk ve evlilik ilişkileri, aile ve toplumun bütününün birer parçası oluşu ve en önemlisi de kadınların neyle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar her zaman güçlü yapıları ön plana çıkıyor.

H. Y. Kesen: Belirli bir konu veya konsept etrafında yazmayı tercih ediyor musunuz?

S. Y. Uruk: Konular az çok kitaba başlarken kafamda belli oluyor ancak tek bir konuya sıkışma gibi bir döngüye girmekten çekinirim. Kendim kitap okurken de sevdiğim yazarların konularıyla kendilerini tekrar ediyor olmaları açıkçası bir okur olarak istemediğim bir durum olacağı için, yazılarımda da tekrarlanan konulardan kaçınmaya çalışıyorum. Bu bakımdan belirli bir konu değil de belirlenen konunun ışığında birden fazla hikâye taşıyan zenginlik hedefime sadık kalmaya çabalıyorum.

H.Y. Kesen: Okuyucularınıza ulaşmak ve etkilemek için kullandığınız teknikler nelerdir?

S. Y. Uruk: Okuyuculara ulaşmak ve etkilemek… Bu soru biraz düşündürücü… Aslında bir şey yazarken insanları etkileyeyim ya da kurguyu güçlü tutarsam daha çok kişiyi şaşırtabilirim gibi bir düşünceyle hiç yazmadım. Kurgu gücü çok önemli elbette hele ki roman yazarken ancak tek başına yeterli olacağına inanmıyorum. Kitaptaki kişilerin canlılığı, yaşama dair ve yaşamdan izler taşıyan karakter ve olay örgüsü, kitabın yazım dili gibi ya da söz sanatlarından yararlanabilme gücü gibi pek çok unsur, okuyucuyu kitaba çeker bana göre. Yani tek başına kurgudan ziyade, bütüncül bir canlılığı kullanmaya çalışıyorum. Doğallık ve içtenlik de tüm bunlara dahil.

H. Y. Kesen: Yazma tutkunuz nereden geliyor? Sizi yazmaya motive eden unsurlar nelerdir?

S.Y. Uruk: Yazma tutkum şimdiki dönemden baktığımda oldukça uzun bir geçmişe dayanıyor. Çok erken yaşlarda okumaya başlamış olmam bunda en büyük paya sahip bence. Okula başlamadan, annem abimi ders çalıştırırken ben de onun ödevlerine merak sarıp okula gitmeden okumayı öğrenmiştim. Ondan sonrasında yaşa göre kitaplar, hikâyeler hatta kitap bulamadığımda zamanımızın her evde bulunan ansiklopedileri gibi elime ne geçerse okurdum. Yazı da bu okumanın bir doğal uzantısı gibi 14 yaşımdayken hayatıma dahil oldu. Yani 14 yaşında ilk gerçek romanımı yazmaya başlamıştım aslında. Yazma tutkum da okuma tutkumla birlikte gelişti diyebilirim ve okudukça daha çok okuyup daha çok yazmaya başlamış oldum. Yazmaya motive eden en önemli unsursa, ailemden gelen okuma ve yazma tutkusu ve sevgisi…

H.Y. Kesen: Yazılarınızda genellikle toplumsal veya kültürel meselelere nasıl yaklaşıyorsunuz? Toplumsal konularda farkındalık yaratma amacınız var mı?

S.Y. Uruk: Toplumun içinde olan insanlar olarak hangi sanat dalında yer alırsak alalım hepimizin toplumsal konulara duyarlı olması oldukça önemli. Bu bağlamda yazılarımda toplumsal ve kültürel meseleler önemli bir yere sahip. Gerek köşe yazılarımda gerekse romanlarımda toplumun önce aileye, sonra da kişilere yansıyan olumlu ya da olumsuz pek çok yansıması da doğal bir akış dahilinde yer almış oluyor. Farkındalık yaratabilme konusuna gelirsek de kendi adıma düşen, susulmaması gereken ya da duyurulması gereken herhangi bir çarpıklığın dile getirilmesi konusunda duyarlı bir yaklaşım sergilemeye çalışıyorum. Bu, her zaman da böyle olacak, çünkü bireyler, toplumdan; toplum da bireylerden ayrı düşünülemez ve birbirlerini ters orantıda değil de doğru orantıda etkileyebilmeleri için farkındalık yaratabilmek yazma amaçlarımın başında yer alıyor.

H. Y. Kesen: Son zamanlarda üzerinde çalıştığınız projeler veya yeni yazılarınız hakkında bilgi verebilir misiniz? Okuyucularınıza sunmayı planladığınız gelecek projeleriniz var mı?

S.Y. Uruk: Şu anda Döngü ismini verdiğim romanım çiçeği burnunda basılı haliyle değerli okurlarımla bir araya geldi. Onun dışında, daha önce e-kitap formatında sunduğum Flu ve 14 Yaşım Gözyaşım isimli kitaplarımı da basılı haliyle okurlarımla bir araya getirmeye çalışıyorum. Ancak basılı hale dönüştürmeden önce üzerinde oynamalar yapıp içime en sinmiş haliyle sunmayı planlıyorum. Bir yandan da haftalık olarak köşe yazılarımla, gündemde yer alan konular hakkında yazılar sunmaya devam ediyorum. Yazmaya başladığım bir diğer kitabımsa, yeni bir roman, o da son haline erişince değerli okurlarımla buluşmuş olacak.

H.Y. Kesen: Yazarlık kariyerinizdeki en önemli dönemeçler nelerdir? Yazma becerilerinizde nasıl bir gelişim süreci geçirdiniz?

S.Y. Uruk: Yazarlık kariyerimdeki en önemli dönemeç, birkaç yerde daha söylemiştim ki anmadan geçemeyeceğim… Ortaokuldayken birinci sınıfta, Türkçe dersimin berbat olduğunu söyleyen bir öğretmenle yolumuz kesişmişti. Öyle ağır gelmişti ki tüm sınıfın ortasında kendisi tarafından rencide edilmek, o an hayatımın dönüm noktalarından biriydi. Ancak o dönem sonrasında çok sıkı bir çalışmaya girdim, komşu abladan ders alıp açığımı kapatmak adına kelimenin tam anlamıyla diğerlerinden kat be kat daha fazla çalışmaya başladım. Ardından bir kompozisyon yarışması yapıldı, okullar arasında ve o yarışmaya yazdığım kompozisyonu gönderip birincilik aldım. İşte o birincilikten sonra da yazmaya ve daha fazla yazmaya başlarken buldum kendimi. Okumayı seven bir çocuğun Türkçe dersini yapamıyor olması, başta ailemi ve yakın çevremi çok şaşırtıyordu ki o yıla kadar derslerimde sorun da yaşamamıştım. Ancak sonradan fark ettik ki o başarısızlık diye addedilen durum, yanlış insanların ego sorunundan başka bir şey değildi. Ben de yakın çevreme ve sesimi duyurabildiğim her yere, karşınıza yanlış insanlar çıksa dahi kendi potansiyelinizi, kimsenin egosuna malzeme yapmayın yönünde tavsiye vermeye çalışıyorum ki elbette tavsiye istenirse… Yazma becerilerimde de bahsettiğim dönemeçten sonra, daha güçlenmiş dönerek bir gelişim süreci geçirmiş oldum diyebilirim.