DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Psikolojide Terapinin Yerini Yapay Zeka mı Alacak?

Yayınlanma Tarihi : Google News
Psikolojide Terapinin Yerini Yapay Zeka mı Alacak?

Stanford Üniversitesi’nden Alison Darcy tarafından tasarlananWoebot isimli uygulama bilişsel davranışçı terapi kullanarak depresyon tanı ve tedavisinde en yüksek klinik araştırma oranına sahip. Günlük soru-cevap cümleleri ile kişilerin ruhsal durumlarını açığa çıkarmak üzere tasarlanan uygulama, kişilerin negatif hislerini de daha nesnel bir biçimde ifade etmelerini hedefliyor.

Psikolojide terapinin yerini yapay zeka mı alacak?

1997 yılında dünyanın en iyi satranç oyuncusu Garry Kasparov saniyede 200 milyon hamle hesaplayan Deep Blue’ya yenildi. 2016 yılında AlphaGo’nun dünyanın en iyi Go oyuncularından Lee Sedol’u yenmesiyle milyonlarca hamle sayısı hesaplama ve sezgisel düşünce kabiliyetine sahip yapay zeka ürünlerinin yetenekleri gözler önüne serilmiş oldu. Ve, evet, bizlere el sallayarak selam veren Asimo’dan bugüne çok şey değişti! Sağlık sektörü de yapay zekadaki bu değişim ve gelişimden payına düşeni aldı ve artan bir ivmeyle yatırım ve uygulamaya alanlarını arttırdı.

Araştırmalara göre, fiziksel rahatsızlarla karşılaştırıldığında ruhsal rahatsızlıkların tespiti çok daha zor. Bu duruma ruhsal sıkıntının kişiye verdiği yük, toplum içinde etiketlenme, finansal yetersizlikler ve tedaviye erişim gibi seçeneklerin kısıtlanması da eklendiğinde ruhsal rahatsızlıkların tespiti çok daha zor hale geliyor ve iyileşme sürecini geciktiriyor. Hastalık teşhisi, tanı-tedavi yöntemleri ve görüntü tarama gibi alanlarda yetenekleri kanıtlanan yapay zeka uygulamaları, psikoloji ve davranış bilimi alanlarında da ön plana çıkıyor. Bu uygulamalar, duygusal zeka ya da davranış bilimi gibi bilgisayar tarafından simüle edilemeyen alanları da teknolojiye açık hale getiriyor. Massachusetts’te McLean Hastanesi klinik psikiyatri uzmanı Justin Baker, hastanın mimik, ses tonu, kelime seçimi ve konuşma yapısının incelendiği ve işlendiği yapay zeka uygulamalarını desteklediğini belirtiyor.

Yapay zeka uygulamalarının kullandığı modelleme, örneklendirme, veri analizi ve ilişkilendirme gibi teknikleri psikolojik rahatsızlığın teşhis tanı aşamasından takip sürecine kadar her süreçte kullanmak mümkün.

Yapay zeka tabanlı psikolojik destek çözümleri birden fazla avantajla kendilerinden söz ettiriyor. İlk olarak, veri analizi ile tanı süreci daha hızlı ve kesin olabiliyor. Bunun yanında, yapay zeka ile birlikte tanısı konan hastalar tedavi sürecindeki planlı muayenelerinin yanında uzaktan da takip edilebiliyor. Bu sayede planlı muayeneler arası hastadaki ani değişiklikler, acil durumlar ya da tanının geçerliliği düzenli ve sürekli olarak kayıt altına alınabiliyor. Sonuç olarak, tedavi planı için gerekli tüm veriler en güncel hali ile incelenirken, tedavinin sürecini pozitif değiştirecek güncellemeler de en uygun zamanda yapılabiliyor.

Woebot neden daha başarılı?

Stanford Üniversitesi’nden Alison Darcy tarafından tasarlanan Woebot isimli uygulama bilişsel davranışçı terapi kullanarak depresyon tanı ve tedavisinde en yüksek klinik araştırma oranına sahip. Günlük soru-cevap cümleleri ile kişilerin ruhsal durumlarını açığa çıkarmak üzere tasarlanan uygulama, kişilerin negatif hislerini de daha nesnel bir biçimde ifade etmelerini hedefliyor. Darcy, kullanıcıların duygusal hallerini anlatırken aslında yaşadıkları stres, depresyon ya da derin kaygılara neden olan psikolojik etkenleri fark ettiklerini ve gerekli önlemleri almak için adım atmaya olumlu baktıklarını belirtiyor. Stanford Üniversitesi Psikiyatri Bölümü tarafından yapılan çalışma uygulamanın yeteneklerini kanıtlar nitelikte. Bu çalışmada iki ayrı kontrol grubu oluşturuluyor.

Gruplardan ilki iki hafta boyunca yapay zeka destekli Woebot ile problemlerine çözüm ararken, diğer grup yalnızca bilgi verme amaçlı olan diğer uygulamaları deniyor. Çalışma sonucunda, Woebot kullanan grubun depresyon seviyesinde diğer gruba oranla çok daha fazla azalma olduğu ortaya çıkarken, yalnızca bilgi verme amaçlı olan diğer uygulamaların kullanıcıların stres ya da kaygı seviyelerine etkisi olmadığı da kanıtlanıyor. Üstelik, ilk kontrol grubu üyelerinin çalışma sonrası da yapay zeka destekli uygulamayı kullanmaya devam ettikleri de çalışma notları arasında.

Peki, yapay zeka destekli terapinin bu kadar olumlu sonuç vermesinin altında ne yatıyor ve kullanıcılar neden bu tarz yöntemleri tercih ediyor? Öncelikle, ikili konuşmalara dayalı bir terapi sırasında hastalar kendini kısıtladığı gerçeği göz ardı edilemez. Utanç, yargılanma korkusu, kişisel sırların açıklanması gibi sebepler tüm terapi süreci güvensizlikle zedelenip süreci olumsuz etkileyebiliyor. Sanal terapi yönteminde ise kişiler çok daha rahat ve kendini ifade etmeye yatkın hale geliyor. Öyle ki, sanal terapi kullanıcıları kendilerini yargılanmadan açıkça anlatabildikleri için bu yöntemleri tercih ettiklerini de dile getiriyor.Buradan yola çıkılırsa, yapay zeka destekli psikolojik terapi uygulamalarının geçtiğimiz yılın ilk çeyreğini 27 milyon gelirle kapatması hiç sürpriz değil.

Akıllardaki soru, yapay zeka psikolojik terapinin yerini alabilir mi? Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 300 milyon insan depresyondan etkileniyor ve 800,000 intihar gerçekleşiyor. Rakamlara bakıldığında, tüm dünyada psikolojik desteğe büyük bir ihtiyaç var, ve gerek küresel durumlar, pandemi süreci, ekonomik problemler derken bu sayının artması hiç de beklenmedik bir durum değil. Yapay zeka açısından bakıldığında, daha çok veri daha çok analiz demek. Ve, daha çok analiz daha çok sonuç, daha çok kararlılık. Öyle görünüyor ki, kaygılarımızla başa çıkmayı öğretecek Asimo’lar uzak gelecek değil, ya da depresyonla mücadelemizi tanıyıp destek olacak Deep Blue’lar.

Kaynak: Herkese Bilim Teknoloji – Merve Ozar, Ali Berkol, Gözde Kara