DOLAR 32,7878 % 1.53
EURO 35,1602 % 0.53
STERLIN 41,6058 % 0.85
FRANG 36,8443 % 1.98
ALTIN 2.457,99 % 2,80
BITCOIN 66.180,00 1.553

İsa’nın Doğduğu Zamanlarda Doğum Yapmak Nasıldı?

Yayınlanma Tarihi : Google News
İsa’nın Doğduğu Zamanlarda Doğum Yapmak Nasıldı?

Antik metinler ve tasvirler, İsa’nın doğduğu zamanlardaki çocuk doğumlarının şaşırtıcı derecede hijyenik olduğunu öne sürüyor.

Dünyanın dört bir yanındaki Hıristiyanlar her yıl İsa’nın geleneksel doğum hikayesini İsa’nın Doğuşu oyunları ve Noel şenlikleriyle anıyor. Bu ünlü olay Luka Kitabı’nda şöyle anlatılıyor: “Meryem ilk oğlunu doğurdu ve onu kumaş bantlara sardı ve onu bir yemliğe yatırdı, çünkü handa onlara yer yoktu.”

Ancak Meryem’in doğumuyla ilgili spesifik ayrıntılar İncil’deki anlatımda eksik olduğundan bilim insanlarının bun bilgileri başka yerlerde araması gerekiyor. Antik Roma’daki çağdaş doğumlar, günümüzde sıradan kalan bazı şaşırtıcı derecede hijyenik gelenekler de dahil olmak üzere, dönemin uygulamaları hakkında bazı ilgi çekici bilgiler sağlıyor.

Ebelerin önemi

İncil uzmanları, İsa’nın doğumunun Yahudiye ve Beytüllahim’in Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olduğu MÖ 6 ile 4 yılları arasında olduğunu öne sürüyorlar.

Michigan Üniversitesi’nden tarihçi Anna Bonnell Freidin’e göre, Antik Roma’da doğum olayına kadınlar katılırdı; komşuları, akrabaları, arkadaşları ve köleleştirilmiş kişiler, kaynaklarına ve sosyal statüsüne bağlı olarak kadının doğum yapmasına yardım ederdi.

“Roma İmparatorluğu’ndaki birkaç doğum görseline bakarsanız, sahnelerin genellikle bir kadın topluluğunu vurguladığını fark edersiniz ve bu perspektifin, Roma dünyasında doğumun sosyal doğasını anlamak için kesinlikle merkezi bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum.”

Roma İmparatorluğu’nun şehirlerinde elit, eğitimli ebeler de bulunmasına rağmen, dönemin ebeleri, eğer bir ailenin maddi gücü yetiyorsa, genellikle kadınlara ve çocuklara rutin tıbbi bakım sağlayan kadınlardı.

Antik Roma İmparatorluğu çok büyüktü ve her eyaletin Roma yasalarına uyması zorunlu olmasına rağmen, belirli kültürel veya dini uygulamalar tipik olarak topluluklara empoze edilmiyordu. Sonuç olarak doğum uygulamaları ve doğum öncesi gelenekler farklı olmuş olabilir. Doğuma yaklaşırken anne-baba adayları, dinlerine bağlı olarak farklı tanrılara tapmış veya çeşitli kurbanlar sunmuş olabilir.

Tarihçi Tara Mulder, Meryem gibi Yahudi annelerin de, dönemin antisemitizmi ve buna bağlı olarak anne ile bebeğin güvenliğine ilişkin endişeler nedeniyle ailenin parası olsaydı Yahudi bir ebe arayacağını söylüyor. Mulder, doktorların veya ebelerin resmi bir sertifikası veya denetimi olmamasına rağmen, ebelerin Roma hukuk sisteminde uzmanlar olarak bile görüldüğünü söylüyor. Örneğin nafaka gibi konularda anlaşmazlıklar olduğunda, ebelerden bir kadının gerçekten hamile olup olmadığı veya doğum yapıp yapmadığı konusunda uzman ifadesi sunmaları isteniyordu.

Doktorun emirleri

Dönemin ebelerine tırnaklarını kısa tutmaları, ellerini yıkamaları, hastanelerde ve evde doğumlarda hâlâ standart olarak kalan bazı doğum uygulamalarını yapmaları tavsiye ediliyordu.

Tarihçilerin bildiklerinin çoğu, mezarlarda betimlenmiş sahneler ve kitabelerin yanı sıra dönemin yazışmaları ve tıbbi metinlerinden geliyor. Zamanın en kapsamlı doğum özeti olan “Jinekoloji”, mevcut ebelik bilgilerini derleyen ve kendi içgörülerini ekleyen doktor ve tıp yazarı Ephesus’lu Soranus tarafından yazıldı. Kadın ebelerin kendi eserlerinden herhangi birini yazıp yazmadıkları belirsizliğini koruyor çünkü bu metinlerin hiçbiri (varsa bile) henüz keşfedilmedi.

Doğum öncesi bakımın bazılarında hijyenik uygulamalar yer alırken, hem anneyi hem de fetüsü riske sokan uygulamalar da vardı. Örneğin Soranus’un yönergeleri, hamileliğin sekizinci ayında ebelerin, anne adaylarının “bölgelerini gevşetmelerine” “kaz yağı ve ilik içeren vajinal fitiller” ile yardım etmeleri ve tatlı zeytinyağı enjeksiyonları yapmaları gerektiğini belirtiyordu. Metinde anne adayı üzerinde kullanılan yağların yeniden kullanılmış yemeklik yağ yerine temiz olması gerektiğinin belirtilmesi modern bakış açısından pek rahatlatıcı olmayabilir.

Genel olarak, enfeksiyon riskini artıracak birçok malzeme ve aletin kullanılması önerilmişti. Her ne kadar Soranus metinde el yıkamadan bahsetse de bunun ne anlama geldiğine dair özel bir açıklama yoktu; mesela basit bir durulama, sabunlama veya yağla köpürtme ve ardından kirleri kazıma gibi bilgiler yoktu.

Doğum odaları

Soranus’a göre ideal ebe şu şekilde olmalıydı: Okuma yazma bilen, iyi bir hafızaya sahip, saygın, sağlam ve “uzun ince parmaklara ve parmak uçlarında kısa tırnaklara sahip”. İdeal olanı, doğum sırasında ona yardımcı olacak, ikisi yanında ve biri arkasında onu tutacak ve acıyı atlatma konusunda koçluk yapacak “üç kadın yardımcının” bulunmasıydı.

Hepsi kadının nefes almasını yönlendirmek ve onu mümkün olduğu kadar rahat tutmak gibi görevleri yerine getiriyordu. Soranus’un yazıları, “normal doğum” için bir ebenin elinde zeytinyağı, ılık su, bandajlar ve doğum yapan kadını canlandırmaya yönelik kokulu maddeler gibi eşyaların bulunması gerektiğini tavsiye ediyor. Soranus, doğum sırasında annelere, yenidoğanın doğumu için koltuğunda açıklık bulunan, yüksek kenarlı özel bir sandalye olan ebe taburesine oturmalarını önerdi.

Ancak doğum sırasında bir şeyler ters giderse, genellikle erkek olan bir doktor çağırıyordu. Ancak Mulder, doktorun çağrıldığı noktada fetüsün muhtemelen kurtarılamadığını ve klinisyenin sadece annenin hayatını korumaya çalıştığını söylüyor. Bundan öncesinde zor bir doğuma yardımcı olmak için yapılan her şey büyük olasılıkla ebe tarafından yapılıyordu.

Yenidoğan bakımı

Soranus ayrıca, birçok modern uygulamaya benzeyen uygulamalarla yeni doğan bebeklerin doğduktan sonra nasıl muayene edileceğini ve bakımlarının nasıl yapılacağını ayrıntılı olarak anlattı. İlk olarak bebeğin cinsiyetini belirleniyor, daha sonra ilk ağlamasının gücüne göre bebeğin “gücü” değerlendiriliyor ve ardından uzuvları, eklemleri ve genel şekli inceleniyordu. Son olarak ebe göbek bağını karından dört parmak kadar uzaktan kesiyordu.

Daha sonra bebek üzerine ince tuz serpilerek (göz ve ağızdan uzak durmaya dikkat edilerek) temizleniyor ve ılık su ile durulanıyordu. Yumuşak yünlü kumaşlar ile yenidoğan kundaklanıyordu. Soranus, bebeğin yuvarlanmasını önlemek için içi boş bir şilte üzerine yatırılmasını ve başının altına sağlam bir saman yastığı sıkıştırılmasını öneriyordu.

Soranus, başın hafifçe yukarı kaldırılması gerektiğini yazdı ve bazı kişilerin bu amaçla yatakları oluklara koyduklarını kaydetti. Bu durum, Luka Kitabı’nda İsa’nın çocuk odasını anlatırken tekrarlanan bir uygulama olabilir.

Ölümler ve tehlikeler

Antik Roma İmparatorluğu’nda bebek ölüm oranı yüksekti ve ebeler ve aileler tarafından sağlıksız görülen çocuklar da bazen ölmek ya da evlat edinilmek üzere dışarıda bırakılıyordu. Anne ölümlerinin ABD’deki mevcut oranlardan muhtemelen 20 kat daha yüksek olduğu tahmin ediliyor; tahminler 100.000 canlı doğumda 500 ila 2.000 arasında değişiyor.

Vitamin ve mineral eksiklikleri o zamanın özellikle endişe verici ve ölümcül sorunlarıydı. Mulder, “Bunu biyo-arkeolojik çalışmalarda, yeni doğum yapmış kadınların kemik, diş ve saç kalıntıları üzerinde yapılan çalışmalarda görüyoruz.” diyor.

Mulder üstelik kadınların hamile kalıp çok erken yaşta ve çok sık doğum yaptığını söylüyor. Çocuklarını emziren anneler yerine sütanne kullanmanın yaygın uygulamasıyla sorun daha da kötüleşiyordu. Birisi emzirirken hala hamile kalabilse de, bir annenin yalnızca emzirmesi hamile kalma şansını azaltır çünkü vücut bu süre zarfında yumurtlamayı durdurabilir. İyileşme süresi kısa olan tekrarlanan gebelikler vücut için aşırı derecede yorucudur.

Her ne kadar tarihçiler Soranus’un metnini referans olarak alsalar da, o günün en iyi uygulamalarına ilişkin talimatlar ile Roma İmparatorluğu’ndaki birçok aile için gerçekte nelerin meydana geldiğini ayırt etmek hala zor. O dönemden kalan, iklim nedeniyle korunmuş yazışmalar ve antik yazıtlar, hem anneler hem de bebekler için doğumun ne kadar riskli olduğuna dair kasvetli bir tablo çiziyor. Bir kadın 11 yaşında evlendirilmiş ve 27 yaşında ölmüştü. Bu süre zarfında altı çocuk doğurmuş ama öldüğünde sadece biri hayatta kalmıştı. O dönemlerde herhangi bir çocuğun uzun süre hayatta kalması kutlama sebebiydi.

Kaynak: Arkeofili – Erman Ertuğrul