DOLAR 32,2053 % -0.22
EURO 35,1156 % -0.22
STERLIN 41,0337 % -0.05
FRANG 35,4067 % -0.62
ALTIN 2.500,70 % 1,40
BITCOIN 66.747,13 -0.11

“Hayvanların ömür boyu barınakta yaşaması mümkün değil”

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News
“Hayvanların ömür boyu barınakta yaşaması mümkün değil”

Avukat Özge Buğa, “Haberlerde, hayvanları bin yıllar önce evcilleştirdiğimiz için onlarla ilgilenmemiz gerektiği ve bir arada sevgiyle yaşamamızın doğal olduğu anlatılmalı” dedi.

Sokakta yaşayan hayvanlarla ilgili sosyal medyadaki propaganda ve kutuplaşma artarken, akademisyen ve yazar Dr. İsmail Sarp Aykurt, Gazete Duvar’dan Meral Candan, Mezopotamya Ajansı muhabiri Hamdullah Yağız Kesen ve Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Özge Buğa ile gelinen son durumu konuştuk.

Hayvanlarının hedef gösterilmesinde medyanın rolü, haberlerde dikkat edilmesi gereken etik ilkeler, sokakta yaşayan hayvanlara yönelik nefretin nedenleri ve çözümler üzerine değerlendirmede bulundular.

“Onlarla bir arada yaşamak durumundayız”

Bianet’ten Olcay Aytürk‘ün haberine göre; Son dönemin popüler sözü olan “başıboş köpek sorunu” gibi bir durumun gerçekliği olmadığını belirten Adana Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Özge Buğa, “Haberlerde, hayvanları bin yıllar önce evcilleştirdiğimiz için onlarla ilgilenmemiz gerektiği ve bir arada sevgiyle yaşamamızın doğal olduğu anlatılmalı” dedi.

Sokakta yaşamlarını sürdüren hayvanların haberleştirilmesinde medya emekçilerine önemli görevler düştüğünü belirten Buğa, “Haberlerde, hayvan sevgisinin iyileştirici etkilerinin neler olduğu anlatılmalı. Hayvanların ömür boyu barınakta yaşamalarının kanunen de doğaları gereği de mümkün olmadığına yönelik yayınlar yapılabilir” sözlerine yer verdi.

5199 Sayılı Yasa kapsamında literatürde barınak diye bir tabir bulunmadığını söyleyen Buğa, “Yasada geçici hayvan bakım evi var. Geçici hayvan bakım evlerine sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanlar alınıyor. Onlar iyileştiriliyor, kısırlaştırılıyor, aşılanıyor ve alındıkları yere geri bırakılıyor. Yasal olarak hayvanların sonsuza dek barınakta kalması gibi bir durum söz konusu değil. Böyle bir şey mümkün olamaz çünkü bu hayvanları bin yıllar öncesinden evcilleştirdik, kedi ve köpekler bizim gibi sosyal canlılar ve biz onlarla bir arada yaşamak durumundayız. Bunun için de hepimize düşen görevleri yerine getirmemiz gerekiyor. Toplum olarak duyarlı olmalıyız. Belediyelerin zaten görevleri yasada yazılı” diye konuştu.

“Toplumdaki çürümenin medyadaki izdüşümü”

Hayvan hakları konusunda medyanın boşluklar bıraktığını ve konuya yeterli önemin verilmediğini dile getiren bağımsız akademisyen Dr. İsmail Sarp Aykurt, “Hatta aksine canlıları hedef gösteren yeni bir tarzın da ortaya çıktığına tanıklık ediyoruz. Bu durum, toplumdaki çürümenin medyadaki izdüşümüdür. Toplumdaki hayvan sevgisi ya da daha farklı bir ifadeyle canlıların yaşam haklarına saygı, erozyona uğramış durumda. Bu insan için de öyle ve doğal olarak hayvanlar için de” dedi.

İnsan ile hayvana şiddet uygulanmasının yanlışlığı arasında en küçük bir fark olmadığını vurgulayan Aykurt, “Ülkede hayvanlara yönelik şiddete karşı, caydırıcı bir cezalandırma sisteminin olmayışı da bu tür hareketlerde bulunanların ekmeğine yağ sürüyor. Hayvanlar, sadece insanın ihtiyaçlarına dönük bir obje olarak düşünüldüğünde, sömürgeleştirilen bir meta halini alıyor. Bu da hayvanların sadece kullanılabilir değil, aynı zamanda ‘öldürülebilir’ olduğuna dönük bir yanlış bilinci de beraberinde getiriyor” sözlerine yer verdi.

Sosyal medyanın gücü

Görüşlerine başvurduğumuz Gazete Duvar’dan Meral Candan, “Özellikle son dönemde sosyal medyada yayımlanan bazı videolar var. Bunun çoğalmasının nedeninin rıza üretme çabası olduğunu ve medyadan buna aracılık etmesinin istendiğini düşünüyorum. Bilinçli bir biçimde sokaktaki hayvanların agresif olduğu, şiddete eğimli olduğu, insanlara saldırdığı yazılıyor” dedi.

Medyanın gücünün çok yüksek olduğunu vurgulayan Candan, “Sosyal medyanın sokakta yaşayan hayvanlara yönelik şiddetin ya da istismarın dile getirilmesindeki gücünün farkındayız. Son dönemlerde sosyal medyada oluşan tepkinin ardından adli makamların harekete geçmesiyle ilgili çok fazla örnek var. Medya, hem hayvan haklarını dile getirmekle ilgili hem de hayvanları hedef göstermekle ilgili çift taraflı rol üstlenmiş durumda. Olumsuz algı çok hızlı yayılıyor ama olumlu algı da bir o kadar hızlı yayılıyor” dedi.

“Daha şefkatli bir toplum”

Son yıllarda hayvanlara yönelik şiddetin arttığını söyleyen Mezopotamya Ajansı muhabiri Hamdullah Yağız Kesen, “Yerel ve merkezi yönetimlerin sokak hayvanlarını kaderlerine terk etmesi de bunda etkili” dedi.

Yaygın medyanın bu konuya yaklaşımını eleştiren Kesen, “Seçilen bazı kelimeler, hayvanlara karşı nefret ve önyargıların oluşmasına ve şiddetin meşrulaştırılmasına zemin hazırlıyor. Oysa haberler, sokak hayvanlarının yaşam koşullarını ve karşılaştıkları zorlukları objektif bir şekilde yansıtmalı. Hayvan hakları savunucularına yer verilmeli, hayvanların refahı için alınması gereken önlemler tartışılmalı. Medya, daha şefkatli bir toplum inşa etmeye katkıda bulunabilir” dedi.