DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Mehmet Tanlı yazdı: “Almanya’da son Eyalet Parlamentosu seçimlerinde sandıktan sağ ve aşırı sağ çıkması ne ifade ediyor?

Yayınlanma Tarihi : Google News
Mehmet Tanlı yazdı: “Almanya’da son Eyalet Parlamentosu seçimlerinde sandıktan sağ ve aşırı sağ çıkması ne ifade ediyor?

✍ Çukurova Bülten Almanya Temsilcisi Mehmet Tanlı, Almanya’da aşırı sağın yükselişini tartıştı.

Tanlı, yazısında Almanya’da yeniden yükseliş eğiliminde olan aşırı sağın politik temsilcisi haline gelen AfD’nin analizini yaptı.

Mehmet Tanlı’nın yazısının tamamı şu şekilde:

Avrupa’da da aşırı sağ neden yükselişte?

Geçen Pazar günü Almanya’nın Bavyera ve Hessen Eyaletlerinde Parlamento seçimleri yapıldı. Hessen’de tutucu, konservatif, göçmenlere mesafeli eski Şansölyelerden Helmut Kohl ve Angela Merkel’in Hristiyan Demokrat Partisi (CDU) ile Bavyera’daki kardeş Partisi Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) seçimleri kazanırken AfD adlı aşırı sağcı, ırkçı yabancı düşmanı parti ise ikinci parti konumuna geldi. Seçimlerde, seçmenin tercihlerinde Almanya’ya fazla ve düzensiz göç ve uyum politikalarının, konularının önemli rol oynadığı iddia ediliyor ve ırkçılığa zemin hazırlanıyor; yol açılıyor bence.

Bu çok tehlikeli bir gelişme ve hiç gerçekçi değil. Düzensiz göç Suriye, Afganistan, Irak‘ tan buraya son gelenlerin topluma uyum sağlayamaması, güvenlik sorunu oluşturması, bazı eylemleri, devletten çalışmadan sosyal yardımlar alması sağ seçmeni öfkelendiriyor; çok kızdırıp bu partilere yönlendiriyor.

Bildiğim kadarıyla dünyada faşizmi, yani Hitler diktatörünü ve onun Nasyonal Sosyalist Partisini oylarıyla iktidara taşıyan ilk ülke Almanya olsa gerek. Almanların bu sağcı-ırkçı kesimi tarihlerinden hiç ders almamışlar, çıkarmamışlar. Çünkü en ufak krizde göçmenleri , bu grubu ekonomik, sosyal sıkıntıların kaynağı ve günah keçisi olarak görüyorlar.

Hitler oylarla iktidara gelen ilk Diktatördür

Hitler Almanya’sının komşu ülke Polonya’ya saldırısıyla başlayan daha sonra tüm Avrupa‘ ya yayılan Fransa, Hollanda, Rusya, Baltık ülkeleri ve İngiltere’ye saldırısıyla , Asya’da da devam eden 2. Dünya Savaşı 60-65 hatta savaşın bıraktığı sonradan gelen hasarlar ve etkileriyle, Japonya’nın 1 Ekim 1939’da da teslim olmasıyla 80 milyon insanın, canın ölümüne yol açmıştır. Bu ağır yıkım sonrası milyonlarca insanını kaybeden Almanya yerle bir olan Alman şehirlerini, ekonomisini ayağa kaldırmak için 50’li ve 60’lı yılların başında Güney Avrupa ülkelerinden ve Kuzey Afrika’daki Mağrip ülkeleriyle işgücü anlaşmaları yaparak milyonlarca göçmen işçiyi İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan eski Yugoslavya, Türkiye, Fas, Tunus ile Cezayir’den milyonlarca genç, dinç ‚ “turp” gibi kadınlı, erkekli  insan Almanya’ya çalışmak için geldi en verimli yıllarında burada çalıştı ekonomiyi canlandırdı sonra ailelerini buraya getirdi. Bu süreç göçmen işçi alan tüm diğer Avrupa ülkeleri içinde geçerlidir.

Almanya’da her dört kişiden birisi göçmen kökenli

Bugün Almanya’da biz Türk kökenliler 4. kuşakta ve 62 yıldır burada yaşıyoruz. Artık an itibarıyla şu an Almanya’daki hayatın her alanında işçi, memur, iş insanı, sanatçı, sporcu, siyasetçi olarak Türkiye insanını bulabilirsiniz. Ayrıca Almanya’da son yapılan istatistiklere göre, her dört kişiden birisi göçmen kökenli olduğu tespit edilmiştir . Almanya‘ da aşırı sağcılar, partileri her ne kadar inkar etse de Almanya bu kültürel çeşitliliği ve realiteyi, bunlara ek olarak Alman ekonomisinin sağlık, hizmet, gastronomi ve bilgisayar teknolojisinde her yıl 240 bin işgücüne olan ihtiyacı görmezden gelemezler.

Yasalar değişir, modernleşirken…

Bu nedenle şu anda iktidarda olan Sosyal Demokratlar (SPD), Birlik 90 – Yeşiller ve Hür Demokratlar ( FDP) partilerinden oluşan Federal Hükümet bu işgücü açığını kapatmak, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerden kalifiye işgücü getirmek için yeni yasa çıkarıyor. Ülkeye yeni gelen göçmenlerin topluma sosyal yaşama hızlı uyum sağlamaları için Vatandaşlığa geçiş yasası modernleştiriliyor. Eskiden 8 yıl sonra verilen vatandaşlık Almancanız, işiniz varsa, sabıkanız yoksa beş hatta sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışır, toplumsal hizmet verirseniz üç yılda artık Alman vatandaşı olabileceksiniz hem de geldiğiniz ülkenin vatandaşlığını bırakmadan… Yıllardır sosyal alanda ve bizzat göç-uyum dairesinde çalışan, serbest gazetecilik yapan birisi olarak bu gelişmeleri biraz geç kalınmış olsa da ben çok olumlu buluyorum.

Ne yapmalı peki?

Almanya’da “federal, eyalet ve yerel” düzeyde göçmenlerin topluma uyumu, dil kursları, projeler için milyonlarca avro paralar harcanıyor, o alanlarda binlerce uzman personel çalışıyor; buna ben bizzat şahidim. Bir yanda bunlar olur, yasalar değişirken diğer yanda yabancılar dışarı, göçmen istemiyoruz demek, ırkçı partiye, yabancılara soğuk bakan partilere oy vermek onları 1. – 2. parti yapmak  bir sürücünün aynı anda hem gaz hem de fren pedalına basması gibi bir şey. Sağ seçmenler, medya göçmenlere sıcak bakan partileri, kurumları inanılmaz baskı altına almış durumda. Bu gidişat devam edecektir. Buna dur demek için mutlaka  Alman vatandaşlığı olan tüm göçmenler ülkedeki politik süreci iyi takip ederek tüm seçimlere aktif ve pasif olarak katılmalılar, oy atmaya gitmeliler yani. Almanya’da göçmenlerin seçimlerde oy verme oranı yüzde 20-30’larda seyretmektedir. Bu çok düşük bir katılımdır.

Çocuklarının eğitimine en büyük yatırımı yapmalılar onların ilerde iyi bir meslek sahibi olmaları, devlet dairelerinde ya da başka kurumlarda yönetici konumuna gelmelerini sağlamalılar. Irkçılara karşı onlarca protesto etkinliği yapılıyor o etkinliklere çor çocuk gidip Alman demokratlarıyla birlikte “DEMOKRASiYi KORUMAK İÇİN” saf tutmalı, yürümeliler. Dernekler, inanç kurumları buna öncülük yapmalılar. Alman medyasını yakından takip etmeliler, onlara abone olmalı, okuyucu mektubu yazmalılar. Alman siyasi partileri, işverenleri, endüstri, sanayicileri ise  halka gerçekleri söylemeliler, göçmenler toplumumuzun artık bir parçası olmuşlardır refah seviyemizin düşmemesi, emeklilerimizin maaşlarının ödenmesi için onlara ihtiyacımız var onlar kültürleri, getirdikleri değerler, mutfaklarıyla bizim artık vazgeçilmez bir parçamız, zenginliğimizdir demeliler.

Bu sağcı-ırkçı olan Alman seçmenler artık Almanya’nın bir göç ülkesi, göç ve uyum toplumu olduğunu kavramalılar. Ben Alman toplumunun yüzde 70-80’inin hala ırkçı olmadığına inanıyorum. Keza göçmenlerin, Türkiye‘den gelenlerinde ezici çoğunluğunun buraya uyum sağladığına inanıyorum. Her iki taraf içinde bir negatif genelleme haksızlık olur.

Almanların bu ırkçı olanları AfD’yi seçenleri tarihlerinden hem ders çıkarmalı hem de utanmalılar. Irkçılık ve ayrımcılık çıkmaz sokaktır; felaket, kaos getirir. Her ulusun bir kültürü, onuru, kimliği vardır ve hiç biri diğerinden üstün olamaz. Ben efendiyim sen, siz kölesiniz diyemezsiniz.

Savaşsız, sömürüsüz, ırkçılığın olmadığı bir dünya dileğiyle…

Aşk ile..

 

Kaynak: https://de.statista.com/statistik/daten/studie/1221/umfrage/anzahl-der-auslaender-in-deutschland-nach-herkunftsland/