DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

TKP’li Altuntaş: “Halkın umudunu zedelemeye kimsenin hakkı yoktur”

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News
TKP’li Altuntaş: “Halkın umudunu zedelemeye kimsenin hakkı yoktur”

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Adana İl Örgütü,  Ziraat Mühendisleri Odası’nda düzenlediği etkinlikte, basın açıklaması gerçekleştirerek Adana Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kubilay Altuntaş’ı tanıttı.

Olcay Aytürk  ( Çukurova Bülten – Adana)

Kubilay Altuntaş, aydınlar, sanatçılar, emek örgütü temsilcileriyle bir araya gelerek komünist belediyecilik ilkelerinden bahsetti ve soruları yanıtladı.

Altuntaş, TKP’nin belediyeler için Komünist İlkelerini şöyle sıraladı:

  • Komünistler için belediyecilikte temel hedef her şeyden önce örgütlülüğünün giderek bilincine varan halkın yönetime katılması için kanalların açılmasıdır.
  • Komünist belediyecilik emekçi halkın refah ve mutluluğunu amaçlar.
  • Emekçi halkın sağlıklı ve nitelikli barınma, ulaşım, eğitim, kültür ve dinlenme olanaklarına kavuşması için bütün olanaklar seferber edilir.
  • Komünist belediyeler deprem kuşağında yer alan ülkemizin her yerinde şehirlerimizin güçlendirilmesi önceliğiyle hareket edecektir.
  • Komünistlerin belediye yönetimlerindeki varlığı, ortaklaşmayı ve birlikteliği güçlendiren bir kültürün geliştirilmesi demektir.
  • Komünistlerin belediyelerdeki çalışmaları uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasına karşı da bir bariyer olacaktır.
  • Kadınların eşitliği ve özgürlüğü için olanaklar yaratılacaktır.
  • Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi için çalışmalar yürütülecektir.
  • Tüketim ve üretim kooperatiflerinin kurulması emekçi halkın yaşamını kolaylaştıracaktır.
  • Komünist belediyeler işçilere karşı patron gibi davranan bir “şirket” olmayacaktır.
  • Komünistler belediyelerde hizmet yalanıyla kabul ettirilen ve fakat sadece patronların kârını amaçlayan taşeron düzenine son verecektir.
  • Komünistler belediyelerde ırkçılığa, dinciliğe ve mezhepçiliğe geçit vermeyecektir.
  • Komünist belediyeler uluslararası veya yerli sermayenin doğrudan ya da dolaylı maddi destek ve müdahalelerine tamamen kapalı olacaktır.
  • Komünist belediyeler ile toplumun eşitliğe ve özgürlüğe dayalı geleceği arasında bağ kurulur.

“Ülkemizdeki karabasandan örgütlülükle çıkağız”

Konuşmanın ardından  gelen soruları yanıtlayan Altuntaş, “Partimiz elini taşın altına koyuyor. Bizim için seçimler sadece küçük ara duraklardır. Seçimlerde kazanırız ya da kazanmayız ama bizim sözümüz çok halkımızın dolmuşluğu var. Seçim sonucu hiç belli olmaz. 1 Nisan sabahı bizim için çok önemli. Ülkemizdeki karabasandan örgütlülükle çıkağız. Sandıktan sonra da bizim mücadelemiz devam eder. Biz siyasi çalışmalar yapan siyasi bir partiyiz. Seçimler oyların bölünmesi demektir. seçim yokken de mücadelemizi sürdürdük. O yüzden CHP’nin oylarını bölüyorsunuz algısına cevabımız budur” sözlerine yer verdi.

Altuntaş, sokak hayvanlarına dair nasıl bir politika izleyecekleri sorusuna” İnsani gereklilik neyse onu yapacağız. Her sorun için olduğu gibi kaynakları kamu yararına kullanarak ve hayvan hakları gözetilerek  hayvanlar ve insanlar için daha yaşanabilir hale getireceğiz kenti. Bunları yaparken bilimin ışığında hareket edeceğiz, mesleki odalarla, veteriner hekimlerle, ekoloji platformu vs. ile işbirliği yapacağız. Biz bilimin, aklın ışığında raporlarla, çalışmalarla, verilerle çözüm bulacağız” dedi.

“Memleketin hâli, yani nesnellik, aslında en doğal terazi”

Okunan basın açıklamasında şunlar dile getirildi:

“31 Mart tarihinde yurttaşlarımız sandık başına gidecekler ve muhtarlardan Belediye Meclis üyelerine, İlçe Belediye Başkanlarından Büyükşehir Belediye Başkanlarına kadar “yerel yönetim kademelerinin” üyelerini belirleyecekler. 31 Mart tarihli seçimin diğer seçimlerden siyasi, ideolojik, iktisadi bir dizi farkı var. Bunlar üzerine uzun uzadıya konuşmak ve tartışmak, başka bakış açıları üzerinden değişik değerlendirmeler öne sürmek gayet mümkün. Ortak bir zeminde buluşamamak ve hangi başlıkların önemli olduğu konusunda ayrı kanaatler ile sonuçlara ulaşmak da öyle. Ancak farklı değerlendirmeleri, kanaatleri, sonuçları teste tabi tutmak, mantık terazisine koyup hangilerinin gerçek ve ön açıcı olduklarını bulmak, bugün hepsinden çok daha önemli. Bu bir zorunluluk ve itiraz kaldırmayan somut bir gerçek. Bir zemine, bir ölçüte ihtiyacımız var ve hepimizi bağlayıcı genel durum, yani memleketin hâli, yani nesnellik, aslında en doğal terazi.

“İnsanlarımız bu seçimden, en genel tanımıyla, hiç heyecan duymuyor, umutlanmıyor, değişim beklemiyor”

Nedir bugünkü nesnellik? Yerel Seçimler özelinde ortaklaştırıcı ve öne çıkan unsurlar neler? Listenin başına yazacağımız ilk madde, herhalde “umutsuzluk” olurdu. İkinci madde, heyecansızlık ve ilgisizlik; üçüncü madde, gizli bir öfke; dördüncü madde, sandığa gidip gitmeme konusunda kararsızlık; beşinci madde, siyasetten umudu kesme, hatta iğrenme olurdu. Liste uzatılabilir ama bu kadarı bile “üzerinde hemfikir olup mutabık kalacağımız”  ölçütlerden birini netleştirmek için yeterli. Dikkat ederseniz, bu maddelerin tümü seçmene, yani halkımıza, yani insanımıza ait. Evet, insanlarımız bu seçimden, en genel tanımıyla, hiç heyecan duymuyor, umutlanmıyor, değişim beklemiyor. Siyasete ve siyasetçi olarak önüne sürülen seçeneğe soğuk bakıyor, gizli bir öfke besliyor, asla güven duymuyor. Bunun nedenleri üzerinde saatlerce konuşabiliriz. Ya da konuşmaya değer başka bir kıstasa atlamak için kısacık bir değinmeye başvurup bu bahsi kapatabiliriz: Kısa bir süre önce Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri için sandık başına koşturan insanlarımız, iktidarın hiçbir biçimde hak hukuk tanımadığını, muhalefetin de hak hukuk peşinde olmadığını, sandıkları korumayı dahi umursamadığını gördükten; siyasetin ve siyasetçinin kendisine hayrı olmayacağını bizzat yaşayarak deneyimledikten sonra niçin başka bir ruh halinde olsun? Niçin heyecan yahut beklenti taşısın?

“Duygu yok, umut yok, iddia yok, mücadele yok, öneri yok”

Taşımıyor ve seçime soğuk bakıyor. Bu durum sadece Cumhuriyetçi, laik, aydınlanmacı kesimler için geçerli değil. Toplumun çok büyük bir yüzdesi bu durumda. Artık miting bile yapılamıyor. İnsan taşımaya dönük organizasyonlarla bile meydanlar doldurulamıyor. Seçim propagandaları reklam şirketlerine emanet. Bildiri dağıtan, afiş asan, sokak sokak çalışma yürüten partililer yok. Ev toplantıları, kahvehane toplantıları, semt toplantıları yok. Her yerde cicili bicili bayraklar, siyasetçilerin sahte gülüşlü portrelerini içeren devasa pankartlar, şarkılı türkülü anons araçları, telefonlarımıza virüs misali saldıran mesajlar var. Duygu yok, umut yok, iddia yok, mücadele yok, öneri yok. Kaçınılmaz olarak insan da yok.

Halkımızın içine itildiği seçim atmosferi işte bu. Dolayısıyla yapılacak tüm değerlendirmeleri sınayacağımız birinci ölçütümüz de bu.

İkinci ölçüt, bu atmosferi yaratanlara, yani düzen siyasetinin kendisine özgü olmalı, oradan çıkartılmalı.

” Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş şekilde al gülüm, ver gülüm ediyorlar”

Bu atmosferi yaratanlar gayet mutlular. İnsansız siyaset gayet güzel, gayet rahat, gayet cezbedici. Gönüllerinde çalıp söylüyor, içlerinden geçeni yapıyor, hesap verme korkusu taşımıyor, hiçbir değeri umursamıyor, hiçbir kurala uymuyor, dünyaya ve memlekete dair söz söyleme zorunluluğu duymuyor. Bazısı aday gösterilmediği için tam karşıtı partilere geçerek oradan aday oluyor, bazısı pazarlık masalarında kariyer inşa ediyor; bazısı şantaj, bazısı montaj yapıyor. Malvarlığını Allah’a havale edeni, vergisini de onun ödemesini bekleyen bile var. Keyifleri yerinde, iştahları açık, partileri de kendileriyle uyumlu. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş şekilde al gülüm, ver gülüm ediyorlar.

Bu iki ölçüt, hepimizi ortaklaştırmak için yeterli mi? Evet, hem de fazlasıyla. Genel manzara ve nesnellikten çıkaracağımız bu iki kriter, her tür değerlendirmenin sınanacağı bir ölçüt olarak aklımıza kazınmalı ve bunlar, onları yaratanlarla birlikte bu memleketin başından defedilmediği müddetçe hayatımızı karartacak belalar olarak kategorize edilmelidir.

“Zübüklerden kurtuluyoruz”

Bugün sizleri buraya davet eden siyasi irade, bu iradenin cisimlenmiş hâli olan Türkiye Komünist Partisi, bu nedenle seçimlere “Zübüklerden kurtuluyoruz” sloganıyla giriyor. Zübükler ve zübüklük batağı, bu ülkenin yazgısı değildir; insanı ve insanlığı merkeze alan bir yaklaşımla, siyaset ve çalışma tarzıyla bu iki bela bir an önce bu topraklardan defedilmelidir. Siyaset, dünyayı değiştirmenin aracıdır ve bir ideolojiye, ilkeler bütününe sahip olmadan yapıldığı takdirde “zübüklük” icrasından öteye geçemeyecektir. Düzen siyaseti, solculuk rolü yapan partilerinden muhafazakâr olduğunu iddia eden partilerine kadar, kocaman bir zübüklük batağıdır ve onun temsilcileri, bataklıkta keyif çatarak arada bir vıraklayan zübük kurbağalardır. Halkımızın, yani bizlerin payına uygun görülen ise bu rezil, bu çürümüş, bu kahrolası bataklıkta boğulmaktır.

Bu kadere boyun eğmiyoruz. Reddediyoruz. Onunla mücadele ediyoruz. Er ya da geç tüm zübükleri defedeceğimize inanıyor, zübüklük batağını kurutmak için çalışıyoruz.

Türkiye Komünist Partisi’nin mücadelesi budur ve seçimler bu mücadelenin bir parçasıdır. Seçim sürecinde sokak sokak, ev ev mücadele ediyoruz, seçim günü de mücadele edeceğiz, seçimden sonra da aynı ararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Sizleri de bu yaklaşımın, bu mücadelenin parçası olmaya çağırıyoruz.

Halkımız zübüklerden umut kesme aşamasındadır. Bu iyi bir şeydir ancak burada kalmamalı, zübüklerle ve zübüklükle mücadele etme aşamasına geçmelidir. Bunun için örgütlenmeye, beraber çalışmaya ihtiyacımız var. Hep bir ağızdan, “Böyle gelmedi, böyle gitmeyecek” demeli ve halkımızın tam boy mücadele aşamasına geçmesi için sorumluluk alarak öne çıkmalıyız.”