DOLAR 32,7878 % 1.53
EURO 35,1602 % 0.53
STERLIN 41,6058 % 0.85
FRANG 36,8443 % 1.98
ALTIN 2.457,99 % 2,80
BITCOIN 66.071,47 0.879

Adana Ekoloji Platformu Yerel Seçimlerle İlgili Konuştu

Yayınlanma Tarihi : Google News
Adana Ekoloji Platformu Yerel Seçimlerle İlgili Konuştu

Adana Ekoloji Platformu adına Yaşar Gökoğlu tarafından yapılan sunumda; “Adana ilinde bugüne kadar yapılan, doğal yaşama zarar veren bütün yatırımlar, ekolojik kırım örnekleri kolaylıkla ve hiç tartışılmadan imar planlarına işlenmiştir” ifadesini kullandı.

Ziraat Mühendisleri Odasında yapılan basın açıklamasına çok sayıda siyasi parti temsilcisi, emek ve meslek örgütlerinin temsilcisi katıldı.

Bir çok kurum temsilcisinin de söz aldığı basın açıklamasında Gökoğlu konuşmasına şu şekilde devam etti;

“Önce, nasıl bir dünyada yaşadığımızı belirleyerek başlamak gerekiyor. Küresel kapitalizm bütün yıkıcılığı ile hüküm sürüyor. Bir kanser hücresi davranışıyla “büyümek için büyümek” mottosuyla hareket ediyor. Kâr oranları düşmesin diye son zamanlarda olanca güçleriyle doğal varlıklarımıza saldırıyorlar. İklim yıkımının sıklığı ve şiddeti giderek artıyor. Her sene bir öncekinden daha sıcak geçiyor, kutup buzları hızla eriyor, orman alanları azalıyor, deniz seviyesi yükseliyor, yaşam çeşitliliğini kaybediyor, bir daha geri gelmemek üzere tür kaybı hızlanıyor, plastik kirliliği gezegenimizin her yanını kaplamış durumda, atmosferde biriken karbondioksit oranı binlerce yıl milyonda 250-280 parçacık iken şimdilerde tehlike sınırının çok üstünde, 420 parçacık seviyesine çıkmış durumda, dünyanın her yerinde iklim mültecilerinin sayısı artıyor.

Bu ölümcül gidişe karşı kimsenin birşey yaptığı yok. Birleşmiş Milletler’in konuyla ilgili 28. toplantısından da olumlu bir sonuç çıkmadı. İmzaladıkları antlaşmalara bile uymuyorlar. 2015 yılında imzalanan Paris antlaşması azaltım ön görmesine rağmen atmosfere salınan zararlı gaz miktarı her sene artmaya devam ediyor. Petrol, gaz ve kömür şirketleri fosil yakıtların çıkarılması ve dağıtımından vazgeçmeyeceklerini ilan etmekle kalmayıp, milyarlarca dolar kâr ettiklerini utanmazca ilan ettiler. Açıkça görülüyor ki; tarihin hiçbir döneminde, zenginlik araçlarını ellerinde bulunduranlar bundan kendi rızaları ile feragat etmemişler ve sorunu yaratanlardan sorunun çözümünü beklemek boşunadır. Adana Ekoloji Platformu olarak bu yüzden bir aradayız ve Türkiye’nin, dünyanın her tarafındaki hayat savunucuları ile birlikte mücadele ediyoruz.

2024 31 Mart yerel seçimlerine giderken talep ve önerilerimizden önce, genel olarak yerel yönetimlerin durumu hakkında bazı tespitlerde bulunmamız gerekiyor. Yüzyıllardır katı bir merkeziyetçilikle yönetilen ülkemizde bu durum halen geçerliliğini korumaktadır. Oysa, demokratik ülkelerde süreç tam tersine işlemekte, yerellerin yetkileri giderek artmakta, halk bulunduğu yörede yaşamlarını etkileyen birçok konuda yerel yönetimler aracılığı ile kendi kararlarını verebilmektedir. Bizim ülkemizde ise, yerel yönetimler merkezi yönetimin vesayeti altında tutulmakta, halk oyuyla seçilen yerel yöneticilerin yerine rahatlıkla kayyum atanmaktadır. Yerel yönetimlerin gelirleri kasıtlı olarak sınırlı tutulmakta, böylece merkezi yönetime bağımlı hale gelmeleri istenmektedir. Yerel yönetimlerin en öncelikli işleri ve yetki alanları arasında olan imar planları yapma yetkisi bile ihlal edilmekte, birçok örnekte görüldüğü ve yaşandığı gibi, kentin imar planları ilgili bakanlık tarafından yapılabilmektedir. Bu durum yapılacak yasal düzenlemelerle düzeltilmeli, yerel yönetimlerin yetkileri artırılmalı, motorlu taşıtlar vergisi gibi gelirlerde yerel yönetimlerin aldığı pay yükseltilmelidir.

Bu konuyla ilgili başka bir gerçeğe değinilmezse eksiklik olur. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi talebi, yerel padişahlar olsun, demek değildir. Çoğulculuk ve demokratiklik ilkesi gereği, yerel yönetimlerde yetkiler esas olarak belediye meclislerinde olmalıdır.

“Kararlar o konuyla ilgili kurumlarla ortaklaşarak alınmalı, kararın uygulanmasında da diyalog sürdürülmelidir”

Ülkemizde yerel yönetim seçimleri beş yılda bir yapılmaktadır ve genel olarak “oy ver, beş sene  boyunca gerisine karışma” anlayışı geçerli olmaktadır. Kent konseyleri yapısı ve kuruluş yasası gereği işlevsizdir. Zaman zaman rastlanan belediye başkanlarının düzenlediği dert dinleme toplantıları gösteriden ileriye gitmemektedir. Bu durum mutlaka değişmelidir. Beş yıllık stratejik planın yapılması, imar planları, ulaşım, yeşil alanlar, semt pazarları, çöp toplama ve depolama, kadınlar, gençler, yaşlılar, çocuklar, inanç özgürlüğü, altyapı yatırımları, kültür-sanat konularında karar alınmadan önce kentte bulunan kurumlarla mutlaka diyalog kurulmalı, kararlar o konuyla ilgili kurumlarla ortaklaşarak alınmalı, kararın uygulanmasında da diyalog sürdürülmelidir. Belediye meclis toplantılarının gündemi önceden halka duyurulmalı, toplantılar halkın katılımına açık olmalıdır. Kenti ilgilendiren önemli konularda halkın oyuna başvurmak, halkın konunun öznesi olduğunun hatırlanması önem taşımaktadır. Referandum yapmak sık sık başvurulan bir yol olmalıdır. Yapılacak referandum oylaması; konunun seçenekleri ve gerekçeleri uygun araçlarla iyice açıklandıktan sonra, internet üzerinden sanal olarak değil, şehrin önemli merkezlerine, mahallelere, toplu ulaşım araçlarına, belediye birimlerine kurulacak sandıklarda halkın oy kullanması biçiminde yapılmalıdır. Sonuçlar şeffaf olarak belirlenmeli, açıklanmalı ve uygulanmalıdır. Yerel yönetim çalışmalarına belediye çalışanlarının aktif katılımı planlama aşamasından itibaren sağlanmalıdır.

Şehrimiz Adana, iklim krizinin ve felaketlere yol açan sonuçlarının en şiddetli ve en sık yaşandığı bilinen Akdeniz bölgesinde bulunmaktadır. Bunun için ekolojik temelli bir yerel yönetim anlayışı benimsenmelidir. Belediyeler beş yıllık stratejik planlarında ekolojik krize karşı “iklim eylem planı”na yer vermeli ve bunu titizlikle uygulamalıdır. 10 Eylül 2018 tarihinde bilgi edinme hakkı kapsamında Adana’da bulunan belediyelere böyle bir planları bulunup bulunmadığı konusunda dilekçe ile başvuru yapılmış, cevap alınamamıştır. Nedeni sorulduğunda da böyle bir planları olmadığı söylenmiştir. Büyükşehirlerin kuruluş yasasına göre, il sınırları içerisinde yapılacak bütün yatırımların, inşa faaliyetlerinin imar planlarına işlenmesi gerekmektedir. Bu işlem, doğal olarak belediye meclisinin onayını zorunlu kılar. Adana ilinde bugüne kadar yapılan, doğal yaşama zarar veren bütün yatırımlar, ekolojik kırım örnekleri kolaylıkla ve hiç tartışılmadan imar planlarına işlenmiştir. Kömür santralleri, petro-kimya projeleri yaşanan örneklerdir. Bu durum değişmeli, benzeri eko kırım projelerine direnç gösterilmeli, imar planlarına işlenmemelidir. Kentin tam ortasına yapılan ve birbirine 50 metre mesafe bulunan iki AVM projesi unutulmamıştır. Ekolojik temelli kentsel planlamalar yapılmalı, tarım alanlarını, ormanları, su kaynaklarını, yeşil alanları, bütünüyle ekosistemi ve yaşamı korumak esas olmalıdır.

Kentte yaşayan tüm canlılar ve bulunan tüm materyaller kendi aralarında ve hava, su, toprakla ısı, nem alışverişi ilişkisi içindedirler. Buna “kent ekosistemi” denir. Yerel yönetimler çalışmalarını planlar ve uygularken kent ekosistem dengelerini gözetmek durumundadırlar. Atmosferi, suyu, toprağı, bir bütün olarak dünyayı kirleten politika ve uygulamalardan uzak durmalıdırlar. Bu durum, her yıl sıcaklık rekorlarının kırıldığı Adana için çok daha hayatidir. Asfalt yol yapma politikasından derhal vazgeçilmelidir. Asfalt, petrolün en son kalıntısı, halk arasında “zift” diye anılan, çeşitli zehirli maddeler içeren ve bunları zamanla dışarı kusan tehlikeli bir maddedir. Kentsel ısı adası oluşumunun en başta gelen sebebidir. Yaz aylarında ısı artışının sebeplerinden biridir. Gündüz ısıyı soğuran asfalt, geceleri topladığı ısıyı dışarıya salar. En önemlisi de, asfaltın su geçirgenliği yoktur, yani yağmur suyunun toprakla buluşmasına imkan vermez. Oysa, bizim kentin yüzey suyu geçirgenliğinin arttırılmasına ve adeta “sünger kent” olmaya ihtiyacımız vardır. Daha çok kentler arası yollarda ihtiyaç duyulan asfalt yolların Adana’da mahalle arası yollara kadar yaygınlaştırılması politikası anlaşılmaz bir durumdur. Yerel yönetimler kent ısı adası haritası çıkarmalı, büyükşehir ve ilçe belediyelerinde enerji verimliliği birimleri kurulmalıdır. Ağaçların kent içinde termik makina gibi çalıştığı unutulmamalıdır. Bir yetişkin ağaç günde 1650 litre suyu buharlaştırarak bulunduğu bölgede birkaç derece soğutma etkisi yaratır. Yeşil alanların korunmasında titizlik gösterilmeli, yeşil alanlar üzerinde devam eden işgallere son verilmeli, imar planları yapılırken yeşil alanların çoğaltılması esas alınmalıdır. Belediyeler kendi binalarında, tesislerinde, kapalı semt pazarlarında güneş enerji sistemleri kurmalıdır. Yurttaşlar tarafından enerji kooperatiflerinin kurulmasına belediyeler öncülük etmelidir. Yeni yapılacak binaların çatıları veya cephelerinde güneş enerji sistemlerinin bulunması zorunlu hale getirilmelidir.

Su, herhangi bir ihtiyaç değil, bütün canlılar için vazgeçilmez bir haktır. Bu hakkın temini, çeşmeden akan suların içilebilir nitelikte olması ve sürekliliğinin sağlanması belediyelerin en temel görevleri arasındadır. Bu görevin yerine getirilmesi suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik risk unsurlarından arındırılmasını gerektirir. Şehrimizde bu çalışmaların gerektiği gibi yapılmakta olduğu konusunda açıklık yoktur. Bu konuda geçerli olan yönetmelik içme suyu analiz sonuçlarının en az üç yılda bir açıklanmasını zorunlu kılıyor. Adana’nın içme suyu Çatalan Baraj Gölü’nden sağlanmaktadır. Gölün etrafında yönetmelik gereği alınması gereken koruyucu tedbirler konusunda zaafiyetler yaşandığı yıllardır bilinmesine rağmen gerekli titizlik gösterilmemektedir. Tufanbeyli ve Feke ilçelerinde atıksu arıtma tesisi olmadığı için, bu iki ilçenin atık suları Göksu deresi aracılığı ile Çatalan Barajına kadar gelmektedir. Tufanbeyli ve Feke ilçelerinde atıksu arıtma tesisi yapımına mutlaka öncelik verilmelidir. Çatalan içme suyu tesislerinde fiziksel ve biyolojik arıtma yapıldığı bilinmektedir. Eksik olan, kimyasal kirliliğin kontrol altında olup olmadığıdır. Sağlıklı suya erişim hakkı çerçevesinde, yurttaşlar olarak talebimiz şudur: Çeşmelerden akan suyun güvenli olduğunu kanıtlayacak laboratuvar çalışmaları eksiksiz yapılmalı ve elde edilen bilgiler erişime açık olmalıdır. Bu durum sağlandığında birçok Adanalı plastik ambalajlı içme sularını kullanmaktan vazgeçer, böylece hem suyla birlikte mikroplastik yutmaktan uzaklaşır, hem de içme suyu için yüksek fatura ödemekten kurtulmuş olur. Kısacası, çeşmeden akan suyun güvenli olduğunu duymak istiyoruz, bu bizim en doğal hakkımız.

Plastik kirliliği bütün dünyada 1950 yılından bu yana o kadar arttı ki, günümüzde bu durumu bilim insanları “çağımızın vebası” diye adlandırıyorlar. Her yıl milyonlarca plastik üretiliyor, bir o kadar da plastik atık oluşuyor. Türkiye Avrupa’da üretilen plastik atıkların en büyük alıcısı olmaya devam ediyor. Her yıl 500 bin tonu aşkın plastik atık ülkeye getiriliyor, bu miktarın en az yarısı ise şehrimize geliyor. Çünkü, en çok plastik atık işletmesi Adana’da bulunuyor. Plastik atıkların geri dönüşüm oranı yüzde onu geçmiyor. Kalan kısmı ise doğaya gelişigüzel atılıyor, gömülüyor veya yakılıyor. Yangınların sıklıkla plastik atık işletmelerinde çıkması tesadüf olamaz. Atmosfer, toprak ve su kirliliğine neden olan plastik atık konusunda Adana’da bulunan yerel yönetimler herhangi bir sorumluluk almadıkları gibi, konuyla ilgili açıklama bile yapmıyorlar. Bütün dünya bu konuyu konuşur hale geldi, Avrupa’nın çöplüğü olmamız bizleri utandırıyor, belediyelerimiz ise susuyor. Oysa, buralarda çıkan yangınlarda büyükşehir belediye itfaiyesi çalışıyor, rapor tutuyor, ama savcılığa suç duyurusunda bulunmuyorlar. Evet, bakanlık yetkili, buralara çalışma lisansı veriyor, ama yerel yönetimlerin de işyeri açma ruhsatı verdikleri, yangınlarını söndürdükleri işletmeleri denetleme yetkisi olmalıdır. Yerel yönetimleri plastik atık işletmelerinin her bakımdan kent sağlığına aykırı faaliyetlerini yakından takip etmeye, sahip oldukları yetki ne kadarsa o kadar konuya ilgili davranmaya davet ediyoruz. Öncelikle, bu işyerlerinin işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının olup olmadığı kontrol edilmeli, olmayanlar hemen kapatılmalı, almak isteyen işyerlerinin evlere, okullara mesafesi sorgulanmalıdır. Tek kullanımlık plastikler bütün dünyada yasaklanma sürecine girdi. Adana’da bulunan yerel yönetimleri tek kullanımlık plastikleri en azından kendi bünyelerinde kullanmamaya çağırıyoruz.

Avrupa ve birçok dünya ülkesinde olduğu gibi, çöplerin kaynağında ayrıştırıldığı, plastik, kağıt, metal, cam ve biyolojik atıkların ayrı ayrı biriktirilip toplandığı bir kent örneği şimdilik ülkemizde bulunmuyor. Adana’da pilot bir ilçe seçilerek, iyi ve kapsamlı bir hazırlık çalışmasından sonra bunun denenmesi gerekir. Alınacak olumlu sonuçtan sonra uygulama kapsamı diğer ilçelere de zamanla genişletilebilir. Bu tür denemeler olmaksızın çöp sorununda ilerleme sağlanamaz. Adana merkez ilçelerinin çöplerinin toplandığı Sofulu çöplüğü artık kapatılmalıdır. Sofulu çöplüğü işletmeye alındığında nispeten şehir dışında sayılırdı. Şimdi ise etrafı konutlarla dolu hale gelmiştir. 50-100 metre mesafede bile apartmanlar bulunmaktadır. Şehir o tarafa doğru yayılmaya devam etmektedir. Sofulu çöplüğü halk sağlığı açısından tehlike taşımaktadır, kapatılmalı ve alan rehabilite edilmelidir. TMMOB ilgili odalarıyla birlikte yeni, kent dışında, kentin genişleme potansiyeli olmayan yönünde, geçirimsiz tabanı olan alternatif çöp toplama alanları için çalışma yapılmalıdır.

“Şehrimiz Adana’nın havası kış aylarında aşırı kirlenmektedir”

Şehrimiz Adana’nın havası kış aylarında aşırı kirlenmektedir. Solunan zehirli hava solunum yolu hastalıklarına sebep olmaktadır. Bunun sebebi ise valilik ve belediyeler eliyle ücretsiz dağıtılan kömürlerin özellikle yoksulların oturduğu semtlerde yaygın olarak yakılmasıdır. Bu semtlere doğalgaz sistemi getirilmemiştir, özel şirket bunu yapmayı kazançlı görmemiştir. Sağlık Bakanlığı istatistik bilgi vermiyor, fakat bölgede çalışan doktor ve eczacılardan alınan bilgiye göre, solunum yolu hastalıkları özellikle kış aylarında aşırı artmaktadır. Kömür dağıtımı hemen sonlandırılmalı, en azından belediyeler yapmamalı, bunun yerine, dar gelirli ailelerin ikamet ettiği semtlerde kış aylarında kullanılan elektrik ücretsiz olmalı veya fiyat indirimi yapılmalı, devlet veya belediye tarafından sübvanse edilmelidir. Önerdiğimiz bu yöntemin kömürü çıkartmak, paketlemek ve nakletmek için gereken parasal miktarın altında bir maliyeti olacağına inanıyoruz.  Açıklanan Adana hava kalitesi sonuçları gerçekçi değildir. Kömür kullanılan bölgelerdeki ölçüm istasyonları sonuçları ayrıca açıklanmalıdır, tüm ölçüm istasyonlarından alınan sonuçların ortalaması gerçeği yansıtmaktan uzaktır.

Şehrimizin ulaşım sorunu yıllardır kördüğüm halini sürdürmekte, kent ekosistemini kötü etkileyen başlıca etkenler arasında bulunmaktadır. Havamız kirlenmekte, psikolojimiz bozulmakta, ulaşım hakkımız ihlal edilmektedir. Yıllar boyunca yönetime gelen belediye başkanları sorunu çözebilmek için gereken cesaretli adımları atmaktan kaçınmakta, daha da kötüsü, birinin yanlışını düzeltme çabası uzun yıllar sürmektedir. Adına “metro” denilen Adana raylı ulaşım sistemi bunun tipik bir örneğidir. Yanlış projelendirme ve uygulamanın olumsuz sonuçlarına hepimiz katlanıyoruz. Yanlış seçilen güzergah ve projenin yarım kalması sonucunda gelir gideri karşılamıyor, bir yandan da borç ödemesi devam ediyor. Adana ulaşımının esas olarak dolmuşlara ve özel halk otobüslerine bırakılması ise, geçmiş yönetimlerden kalan yanlışlardan biri olarak sorunu büyütüyor. Büyükşehir Belediyesi raylı taşımayı rehabilite etmek ve yarım kalan kısmını tamamlamak için bütçesinin yetmediğini, merkezi hükümetin kredi almasını da engellediğini söylemektedir. Bu durumda ilk yapılması gereken toplu ulaşıma yönelik otobüsleri arttırmak iken, yeni alınan otobüs sayısı ancak yaşlı olduğu için hizmet dışı kalan otobüslerin yerini alacak kadar olmuştur. Üstelik, yeni alınan otobüsler de elektrikli yerine, yine mazotlu olanlardan tercih edilmiştir. Her zaman olduğu gibi, bu konuda da kentte yaşayanların görüşü sorulmamıştır. Adana’da bulunan belediyeler araç filolarına yeni araç alırken elektrikli araçları tercih etmelidir. Kent içi ulaşımda yılların getirdiği bir sorun olarak var olan minibüslerin mağduriyete neden olmadan tedricen azaltılmasının bir yolunun bulunması zorunlu hale gelmiştir. Toplu taşımanın yaygınlaştırılması sonucunda, kentte yaşayanlar için özel araç sahibi olmak ihtiyaç olmaktan çıkacaktır.

“Hayvanlar da insanlar gibi algılar, hisseder, acı çeker”

İnsan dünyanın efendisi değil, doğanın bir parçası ve diğerleri gibi bir türdür. Hayvanlar da insanlar gibi algılar, hisseder, acı çeker. İnsanlar, kendi haklarını savunamayan hayvanların da haklarını savunmakla yükümlüdür. Yerel yönetimler hayvanların doğal yaşamlarına uygun şekilde yaşayabilmeleri için imkanlar yaratmakla yükümlüdür. Kent içinde yaşayan hayvanlar insanlara bağımlıdır ve insanlarla birlikte yaşamak isterler, onları barınaklarda tecrit etmek doğru çözüm değildir. İnsanların kentleri birlikte paylaştığı sokak hayvanlarının rahat bir şekilde yaşayabilmeleri ortamını yaratmak belediyelerin görevleri arasındadır. Belediyelerde “hayvan hakları denetleme birimi” kurulmalıdır.

Kırsal alanda yaşayan ve geleneksel üretim yapan küçük üretici ile kentte yaşayan tüketicilerin buluşmasını sağlayıcı pazarlar açılmalı, sağlıklı gıda üretim ve tüketim kooperatifçiliği teşvik edilmeli, belediyeler bu konuda öncü rol oynamalıdır. Bu tür girişimlerin aynı zamanda yörede işsizliği önleyici etkisi de olacaktır. Kentimizde bu konuda yaşanan bazı güzel, fakat küçük ölçekli örnekler yaygınlaştırılmalıdır.

Belediyeler sebze ve meyve hallerinde kimyasal ilaç kalıntılarını belirleyebilecek ölçüm cihazları bulundurmalıdır. Başka ülkelerin almadığı tehlikeli gıdaların halkımıza yedirilmesi önlenmelidir. Gıda güvenliği konusunda ilgili bakanlığın il müdürlüğü görevli olsa da, belediyeler sadece fiyat denetimi yapmamalı, sağlıklı gıdaya erişim hakkımızı sağlamak adına lokanta, kafeterya ve gıda ürünleri satan işyerlerini sıklıkla kontrol etmelidir.

Kent içi ulaşımda bisikletin yaygınlaşması belediyeler tarafından teşvik edilmeli ve bisiklet yolları çoğaltılmalıdır. Adana, bisikletin ulaşım aracı olarak yaygınlaşması için ideal düzlükte bir şehir özelliğine sahiptir. Yapılan bisiklet yollarının işgal edilmesi önlenmelidir.”